DARWINİZM’İN KARANLIK YÜZÜ-3

GÜNÜMÜZ BATI DÜNYASI DARWINİST HITLER'İN İZİNDE

Hitler, Mussolini, Franco gibi faşist liderlerin tarihin derinliklerine gömülmeleri, onların savundukları Darwinist fikirlerin de yok olduğu anlamına gelmemektedir. Bugün onların düşüncelerini kendilerine örnek alan pek çok faşist örgüt Avrupa ülkelerinde faaliyettedir. Özellikle de 80'li yıllardan beri, dünyanın birçok ülkesinde evrim teorisinin körüklediği ırkçı ve neo-faşist hareketler yeni bir uyanış içindeler.

Almanya'da, Belçika'da, Avusturya'da, İngiltere'de, İsveç'de, İtalya'da, İspanya'da ve Amerika'da hergün yeni bir saldırı, yeni bir kundaklama, yeni bir bombalama ya da taciz olayı meydana geliyor. Yurt dışındaki Türk halkı ölüm korkusu içinde hayatlarını devam ettirmeye çalışıyor, okula ya da işe gidemiyor, geceleri sokağa çıkamıyor, kendi dillerini konuşamıyorlar.


İsimleri holigan, dazlak, neo-nazi de olsa bu Darwinist-faşist grupların tek bir yerden kumanda edildikleri gerek dış görünüşlerinden, gerek kullandıkları sembollerden, gerekse söylemlerinden anlaşılıyor. Hepsi Hitler gibi konuşuyor, Nazi subayı gibi giyiniyor, dergilerinde ve şarkılarında şiddeti ve ırkçılığı övüyorlar. Amaçları ise aynı: Darwin'in Türklerle ilgili hezeyanlarına inandıkları için gelişmesini tamamlayamamış ilkel hayvanlar olarak gördükleri Türkleri yıldırmak, korkutmak, kaçırmak, uzaklara sürmek, süremedikleri takdirde ise yok etmek. Böylece sözde tüm etnik, dinsel ve kültürel kirlenmelerden arındırılmış, 500 milyon kişilik beyaz ırktan oluşan arınmış bir toplum oluşturmak.

"HİTLER'İN ÇOCUKLARI" İÇLERİNDEKİ KİN VE NEFRETİ GÖSTERMEK İÇİN HER YOLU KULLANIYORLAR

Hitler, Alman ırkı dışındaki tüm ırkların yok edilmesi gerektiğine inanıyor ve onları birer hayvan gibi görüyordu. "Kuzey Avrupa Almanlarını insanlık tarihinden çıkarın, geriye maymun dansından başka bir şey kalmaz" şeklindeki sözlerini de bizzat kendisi hayata geçirmiş ve tarihin en büyük katliamlarından birine imza atmıştı. Bu sözleri söylerken de en büyük desteği, Charles Darwin'in evrim teorisinden alıyordu. Darwin ise büyük milletimiz hakkında şu hezeyanlarda bulunmuştu:

"Doğal seleksiyona dayalı kavganın, medeniyetin ilerleyişine sizin zannettiğinizden daha fazla yarar sağladığını ve sağlamakta olduğunu ispatlayabilirim. Düşünün ki, birkaç yüzyıl önce Avrupa, TÜRKLER tarafından işgal edildiğinde, Avrupa milletleri ne kadar büyük risk altında kalmıştı, ama artık bugün Avrupa'nın TÜRKLER tarafından işgali bize ne kadar gülünç geliyor. Avrupa ırkları olarak bilinen medeni ırklar, yaşam mücadelesinde TÜRK BARBARLIĞINA karşı galip gelmişlerdir. Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda, BU TÜR AŞAĞI IRKLARIN çoğunun medenileşmiş YÜKSEK IRKLAR TARAFINDAN ELİMİNE EDİLECEĞİNİ (YOK EDİLECEĞİNİ) GÖRÜYORUM." (Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin, Vol. I, 1888. New York:D. Appleton and Company, s.285-286)

Belki Hitler ve onun gibi düşünenler tarihin kanlı sayfaları içinde hakettikleri yeri aldılar. Ama "Hitler'in çocukları" faşizmin, türlü isimler altında hala faaliyette olduğunu bizlere kanıtlıyorlar. Neo-faşistlerin internet sayfalarında, dergilerinde ve şarkı sözlerinde bu kin ve nefreti görmek mümkün. Örneğin "Halkın Öfkesi" isimli neo-nazi grup bir şarkısında "Biz Almanya'yı temizleyen gücüz" diyor. Bir diğer şarkısında ise Türkleri kastederek "Onları hapse atın veya bir yerlere kapatın. Çöl bile olabilir, yeter ki kapatın onları." diyerek kinlerini dile getiriyorlar. Endsieg isimli müzik grubu ise içlerindeki Türklere karşı olan nefretlerini, "Onları çiviyle çakmalı, Onları öldürmeli, Onları zindana atalım, Toplanma kamplarına tıkalım" cümleleriyle ifade ediyor.

Bilinmelidir ki, şerefli Türk Milleti'ne karşı düşmanca tavırlar içinde olan ırkçı hareketler, 21. yüzyılda kendilerine hayat sahası bulamayacaklardır. Çünkü Türk Milleti dünyada tekrar harekete geçen faşist hareketlerin temel dayanağının Darwinizm olduğunu fark etmiş ve bu çarpık ideolojinin önünü kesmek için tüm önlemleri almıştır. 21. yüzyılda dünya milletleri Darwinizm ile birlikte faşizmin de ortadan kalkışına şahit olacaklardır. 

TÜRK DÜŞMANLIĞININ KÖKENLERİ 19. YÜZYILDA ARANMALIDIR

Türk düşmanlığı, Osmanlı'nın duraklama devirlerinde "Türkler Avrupa'dan silinip atılmalıdır" diyen Avrupalı devlet adamları ile başlamış, ardından Osmanlı'nın parçalanmasını hedefleyen politikanın temel düşüncelerinden birini oluşturmuştur. Kendilerini sözde "ileri ve medeni milletler" olarak nitelendiren kimi Avrupalılar, Türk Milleti'ni olabilecek en uzak coğrafyaya kadar sürülmesi gereken, güya "geri ve ilkel" bir unsur olarak görmüşlerdir. Bu görüşlerinin sözde bilimsel temelini de Türkleri "ilkel ve geri bir ırk" olarak gören Charles Darwin'in evrim teorisinden almışlardır.

19. yüzyılda ve 20. yüzyılın ilk çeyreğinde Avrupa başkentlerinde büyük yankı uyandıran Türk düşmanlığı fikrinin eskide kaldığını düşünmek büyük bir yanılgıdır. Son günlerde yüksek sesle dile getirilen "Türkleri Avrupa'dan uzaklaştırma" mesajları Türk düşmanlığının hala hayatta olduğunu göstermektedir.

O dönemlerde "...Fanatik cahil insanlar, barbar millet… Türkler daima Türk kalacaklar, hiçbir zaman Avrupalılaşamayacaklar…" diyen dönemin İngiltere Başbakanı Lord Salisbury'nin yerini, bugün çeşitli suni vesilelerle Türkleri Avrupa'dan uzaklaştırmak isteyen Avrupa devletleri almışlardır. (Erol Ulubelen, İngiliz Gizli Belgelerinde Türkiye, Eylül 1982, s. 77)

"İstanbul Türkler'den tamamen alınmalı, bir veba tohumu, savaşların yaratıcısı, komşuları için bir hakaret olan Türkler Avrupa'dan silinmelidir…" diyen Amerikalı senatör Lodge'un yerini ise, günümüzde necip Türk Milleti'ni soykırım yapmakla suçlayan Amerikan senatörler almıştır. (İngiliz Gizli Belgelerinde Türkiye, s. 210)

Ancak Türk Milleti oynanan bu oyunların farkındadır, tuzaklarını birlik ve beraberlik içinde bozacaktır. Şerefli tarihi Türk Milleti'nin üstün ahlak ve karakterinin bir delilidir.

TÜRK MİLLETİ'Nİ PARÇALAMAK İSTEYENLERİN HEZEYANLARI DARWINİZM KAYNAKLIDIR

Bugün Avrupa'nın Türklere karşı tutumunun, asılsız Ermeni soykırımı iddialarının, İtalya ve Fransa'nın Türkiye aleyhinde yürüttüğü faaliyetlerinin, Avrupa Birliği'nin Türkiye'yi kabul etmemekteki kararlılığının ve neo-Nazilerin Türk düşmanlıklarının altında Darwin'in Türk Düşmanlığı fikri yatmaktadır. Bu, etkisini Sevr'den önce de göstermiş bir düşmanlığın günümüze yansımalarıdır.

19. yüzyılda İngiliz Başbakanı William Ewart Gladstone, sömürgeci İngiliz İmparatorluğu için Türkleri tehlike olarak görüyordu. Türk Milleti aleyhine çirkin bir propaganda başlatmış ve şöyle demişti:

"Türkler insanlığın insan olmayan numuneleridir. Medeniyetimizin bekası için onları Asya steplerine geri sürmeli veya Anadolu'da yok etmeliyiz."
İngilizler, Türkleri yok etmek için kendilerine "bilimsel" (!) bir dayanak bulmakta da gecikmediler. Irkçı İngiliz Charles Darwin onlara tam da istedikleri açıklamayı yaptı:

"Doğal seleksiyona dayalı kavganın, medeniyetin ilerleyişine sizin zannettiğinizden daha fazla yarar sağladığını ve sağlamakta olduğunu ispatlayabilirim. Düşünün ki, birkaç yüzyıl önce Avrupa, TÜRKLER tarafından işgal edildiğinde, Avrupa milletleri ne kadar büyük risk altında kalmıştı, ama artık bugün Avrupa'nın TÜRKLER tarafından işgali bize ne kadar gülünç geliyor. Avrupa ırkları olarak bilinen medeni ırklar, yaşam mücadelesinde TÜRK BARBARLIĞINA karşı galip gelmişlerdir. Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda, BU TÜR AŞAĞI IRKLARIN çoğunun medenileşmiş YÜKSEK IRKLAR TARAFINDAN ELİMİNE EDİLECEĞİNİ (YOK EDİLECEĞİNİ) GÖRÜYORUM." (Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin, s.285-286)

Darwin'in bu sözlerinden yola çıkan Avrupalı bazı devletler, Türkiye'yi çıkarları için bir tehlike olarak görmekte ve ülkemizin parçalanmasını beklemektedirler. Sevr Anlaşması döneminde olduğu gibi bugün de, topraklarını parçalayarak dağıtma peşindedirler.

Ancak, Türk Milleti bu gibi emellerin gerçekleşmesine izin vermeyecektir. Yönetmek, huzur ve güven getirmek Türk Milleti'nin fıtratındadır. Türk Milleti bölünemeyeceği gibi, tüm Asya Türklerini, Ortadoğu'yu ve Müslümanları bir çatı altında toplayarak, kökü mazide olan bir geleceği hazırlamaktadır.


GÜNÜMÜZÜN İKİ ÖNEMLİ TEHLİKESİ, DARWINİZM'İ DOĞRU ZANNETMEK VEYA BİR TEHLİKE OLARAK GÖRMEMEKTİR

Darwinizm, hayatın kökenine açıklama getirme iddiasında olan herhangi bir teori değildir. Darwinizm'in iddiaları, insanları bir Yaratıcı olmadığına, gelişmenin ve hayatta kalmanın ancak çatışma ve mücadele ile olacağına inandırmak için 150 yıldır bilinçli ve planlı olarak insanlara telkin edilmektedir. 20. yüzyılda Hitler, Mussolini, Stalin, Lenin, Mao gibi en kanlı diktatörler, rejimlerinin ideolojilerini Darwinizm'e dayandırmışlardır. Dini ise ideolojilerinin ve Darwinizm'in önündeki en büyük engel olarak görmüşlerdir.

İnsanlığın bu tür belalardan, acımasız diktatörlerden ve Darwinizm'den destek alarak katliamlar yapan, terör ortamı oluşturan gruplardan kurtulabilmesi için Darwinizm'in kesin olarak bilim ve felsefe alanında çökertilmesi şarttır.

Bugün Darwinizm'in kesin ve hızlı çöküşünü engelleyen iki önemli tehlike bulunmaktadır.

1. Darwinizm'in hipnozuna kapılarak Kuran'da da evrimin anlatıldığını öne süren dindarlar: Oysa Kuran'da evrimden bahsedilmemektedir. Kuran'da canlıların mükemmelliği ve oluşum evreleri anlatılır. Allah tüm canlıları "OL" emriyle var ettiğini bildirir.

2. "Darwinizm tehlikesi artık yoktur, yıllar önce bu tehlike ortadan kaldırılmıştır" diyenler: Bu da büyük bir yanılgıdır, çünkü bugün birçok ülkede halk Darwinizm'e inanmasa bile idareciler Darwinizm'i savunmakta ve okullarında bu asılsız teorinin eğitimini vermektedirler. Hatta Çin ve Rusya gibi birçok ülkede Darwinizm mecburi bir inanç gibi devlet tarafından insanlara öğretilmektedir.

Dolayısıyla Darwinizm tehlikesini görmezden gelmek veya bu teoriyi bir acz içinde kabullenmek, Kuran'a uygun göstermeye çalışmak, vicdana ve akla uygun değildir. Bugün Çeçenistan'da, Doğu Türkistan'da, Kosova'da ve daha pek çok yerde insanlar Darwinizm'in destek verdiği ideolojilerin takipçileri tarafından zulme uğramaktadırlar.

MARX VE ENGELS'İN CEHALETİ

Marx ve Engels, canlıların diyalektiği iddialarına, Darwin'in evrim teorisinin bilimsel bir destek sağladığını zannediyorlardı. Oysa büyük bir yanılgı içindeydiler. Bu yanılgılarının en önemli nedenlerinden biri ise, yaşadıkları dönemde bilimsel seviyenin oldukça geri olması idi.

• O dönemde kullanılan mikroskoplarda hücre basit bir leke gibi görülüyordu. Oysa bugün, hücrenin dev bir uzay gemisinden çok daha kompleks bir yapıya sahip olduğunun tespit edilebildiği elektron mikroskopları kullanılmaktadır.

• O dönemin laboratuvarları birkaç deney tüpünden ve basit birkaç aletten oluşuyordu. Günümüzde ise, son derece işlevsel bilgisayarlar ve en ileri teknolojiye sahip cihazlarla donatılmış laboratuvarlar bilim adamlarının hizmetinde.
O dönemin geri kalmışlığı içinde hücrenin ne olduğundan bile haberi olmayan Engels, Doğanın Diyalektiği isimli kitabında evrim teorisinin ispatlanmış bir gerçek olduğunu söylemekte bir sakınca görmemiş ve şöyle demişti:

"... Bütün çok hücreli organizmalar –gerek bitkiler, gerek insan dahil hayvanlar - her durumda hücrenin bölünmesi yasasına göre bir hücreden gelişiyorsa, bu organizmaların sonsuz çeşitliliğinin kaynağı nedir? Bu soru, ilk kez Darwin tarafından kapsamlı şekilde ortaya konan ve kanıtlanan evrim teorisi ile yanıtlandı." (Friedrich Engels, Doğanın Diyalektiği, s. 251-252)

Marx ve Engels evrim teorisinin ispatlandığını zannedecek kadar bilimsel gerçeklerden uzaktılar.

Oysa günümüzde en koyu evrimciler dahi evrim teorisinin ispatlanmadığını itiraf etmektedirler:
Dr. Robert Milikan (Nobel ödüllü, ünlü bir evrimci):

Şu çok acıklı: Biz bilim adamları şu ana kadar hiçbir bilim adamının kanıtlayamadığı evrimi kanıtlamaya çalışıyoruz.
Herribert Nillson (evrimci bilim adamı):

Evrimi bir deney ile ispat etme girişimlerim 40 seneden fazla sürdü ve başarısızlıkla sonuçlandı.

Günümüzün Darwinist-Marksistler'i, 19. yüzyılın son derece ilkel koşullarında, cahilce üretilmiş fikirleri, 21. yüzyılda büyük bir bağnazlıkla savunmaya devam etmektedirler. Bu bağnazlığa göz yumulmamalı, genç nesillere 21. yüzyılın bilimsel gerçekleri anlatılmalıdır.

KOMÜNİST AKLI FELAKET GETİRİR

Geçtiğimiz yüzyılda komünist ideoloji yüzünden on milyonlarca insan katledilmiştir. Komünizm, bununla da kalmayıp insanlığın sanat, estetik, bilim, düşünce gibi vasıflarını öldürmek için de her türlü yolu denemiştir. Komünist ideolojinin insanlığa indirdiği darbeyi görmek için, komünist bilim anlayışını incelemek yeterlidir. "Lysenko olayı" bu konudaki en bariz örneklerdendir.

Lysenko, evrim teorisinin iddialarına körü körüne bağlanmış koyu bir Darwinist'ti. Sovyetler Birliği'nde 1930'lu yıllarda yaşanan tarımsal kriz sırasında çok daha büyük, güçlü ve verimli bir tahıl üretimi sağlayacağını vaat etmişti. Ne var ki Stalin dönemindeki Sovyet bilimine damgasını vuran Lysenko'nun "tarım politikası", tonlarca tohumun zayi olmasına, insanların boşuna emek harcamasına yol açmıştır. Lysenko'nun hiçbir bilimsel kanıta dayanmayan, hatta akla ve mantığa da şiddetle aykırı olan çok sayıdaki Darwinist düşünce ve uygulamalarından birkaçı şöyledir:
-Uygun çevre koşullarında yetiştirilen buğday bitkilerinin çavdar tohumları vermeye başlayacağını öne sürmüş ve bu akla uyularak yapılan tarımsal girişimler büyük ziyanla sonuçlanmıştır.

-Ekilecek tohumların, eğer uzun süre soğuk suda bekletilirlerse soğuk hava şartlarına uygun bir yapı kazanacaklarını ileri sürmüştür. Lysenko'nun bu iddiası doğrultusunda, Rusya'da tonlarca tohum soğuk suda bekletildikten sonra Sibirya steplerine ekilmiştir. Elbette tohumların hepsi zayi olmuştur.

Lysenko olayı, materyalizme ve evrim teorisine olan körü körüne bağlılığın bilime ve topluma ne kadar büyük zararlar verdiğini gösteren tarihi bir belgedir.

KOMÜNİST KORE'DE KOSKOCA BİR NESİL AÇLIKTAN VE BAKIMSIZLIKTAN YOK OLUYOR


Komünizm ile yönetilen ülkelerin hali tüm insanlığa ders olmalıdır. Bugün komünist Kuzey Kore'de çocuklar açlıktan ölüyorlar. Sağlık sistemi tamamen çökmüş durumda; ilaç bulunamıyor, ameliyatlar dahi anestezi kullanılmadan yapılıyor. Beslenme yetersizliğinden dolayı bir nesil ya sakat ya ağır hasta ya da zihinsel özürlü olarak hayata başlıyor. Ülkede elektrik ve su yok, bu nedenle de halk şiddetli salgın hastalıklarla mücadele ediyor. Fabrikalar çalışmadığı için ilaç ve diğer zaruri ihtiyaçlar üretilemiyor. Halk denizden yosun toplayıp bunları kurutarak çocuklarını beslemeye çalışıyor. New York Times gazetesinin haberine göre ayda 10.000'den fazla çocuk hayatını kaybediyor. Bu yıl başında ise yaklaşık 2 milyon Kuzey Koreli'nin açlıktan öldüğü belirtiliyor. Ancak komünist Kuzey Kore yönetimi gazetecilerin ülkeye girmelerini yasakladığı gibi dışarıya bilgi de vermiyor.

Bugün Kuzey Kore'nin halkına uyguladıkları, geçmişte Lenin'in, Stalin'in, Mao'nun uygulamalarıyla aynıdır. Halklarını birer hayvan gibi gören, onlara değer vermeyen Darwinist-komünist yönetimler daha önce de Rusya'da, Ukrayna'da, Çin'de on milyonlarca insanı açlıktan, sefaletten ve hastalıklardan öldürmüştü.

Darwinizm ve komünizm bir tehlike değil diyenler, bir daha düşünsünler:

DARWINİZM'İN SAVUNULMASI İNANANLAR İÇİN ÖNEMLİ BİR TEHLİKEDİR


İman eden bazı kimseler, Darwinizm'in hipnozunun etkisine kapılmakta ve bu gerçek dışı teorinin Kuran ile çelişmediğini söylemektedirler. Oysa Darwinizm yalanı hem Kuran ile çelişir, hem de Darwinizm yalanını savunmak zulme, inkara, savaşa kapı açmaktır.

Kuran'da, Darwinizm'in iddia ettiği evrimi destekleyen hiçbir ayet bulunmamaktadır. İnsanın oluşumunu anlatan ayetler, yaratılışın evreleridir ve Darwin'in insanın hayvandan evrimleştiği iddiasını kesinlikle desteklememektedir.
Darwinizm'i bilimsel bir gerçek zannetmek, "bilime karşı biz ne diyebiliriz" diyerek Darwinizm'i kabul etmek de büyük bir yanılgıdır. Çünkü Darwinizm bilimsel bir teori değildir ve çok az bir araştırma ve inceleme dahi bu teorinin tüm bilimsel açmazlarını, mantıksızlıklarını, akılsızlıklarını ortaya koymaya yeterlidir.

Bu nedenle, acizlik ve çaresizlik içinde, insanlığa zulüm ve acı getiren bu teori kabul edilmemelidir. Aksine vicdan sahibi inananların bu teoriye karşı fikri alanda etkin, samimi ve şevkli bir mücadele içinde olmaları gerekir. Vicdanlı ve akıl sahibi insanlar bu konuda ittifak ettikleri takdirde, bu nesil dünyadan dinsizliğe ait tüm ideolojilerin hızla silindiğini ve yerine Kuran'daki güzel ahlakın hakim olduğunu görecektir.

Batıl olanı kabul etmek doğru değildir. Doğru olan, batılın üzerine hak olanı fırlatmaktır. O zaman Allah'ın ayetinde bildirdiği gibi "batılın beyni darmadağın" olacaktır.

DARWINİZM = MATERYALİZM = MARKSİZM = ANARŞİZM

Karl Marx: "Darwin'in yapıtı büyük bir yapıttır. Tarihteki sınıf mücadelesinin doğa bilimleri açısından temelini oluşturuyor."

Stalin: "Genç nesillerin zihnini yaratılış düşüncesinden arındırmak için onlara tek bir şeyi öğretmeliyiz: Darwin'in öğretilerini"

Lenin: "Marx'ın teorisinin tümü, evrim teorisinin, en tutarlı, en tam, en düşünülmüş ve özlü biçimiyle çağdaş kapitalizme uygulanmasıdır. Marx'ın açıklamalarının büyük değeri, burada da, materyalist diyalektiği, evrim teorisini, tutarlı biçimde uygulamak ve komünizmi, kapitalizmden itibaren gelişen bir şey olarak düşünmektir."

Mao: "Çin sosyalizminin temeli Darwin'e ve evrim teorisine dayandırılmıştır."

Engels: "Tabiat metafizik olarak değil, diyalektik olarak işlemektedir. Bununla ilgili olarak herkesten önce Charles Darwin'in adı anılmalıdır."

Trotsky: "Darwin'in buluşu, tüm organik madde alanında diyalektiğin (diyalektik materyalizmin) en büyük zaferi oldu."


20. yüzyılın kanlı liderlerinin övgüyle bahsettikleri Darwinizm, materyalizmi, komünizmi, bölücü terörü, anarşizmi doğuran sapkın bir inanç sistemidir. Tüm insanların başıboş ve sorumsuz olduklarını ve dünyada var olan tüm canlıların yaşamak için savaşmak zorunda olduklarını, diğer canlılar gibi insanların ve tarihin de gelişmek için çatışması gerektiğini savunan bu tesadüf felsefesi, 150 yıldan beri bütün dünyayı kan gölüne çevirmiştir.

Darwinist propagandanın ve onun desteklediği diyalektik materyalizmin etkisinin kalkması ve gençlerin bu safsatalardan uzak bir biçimde eğitilmesi ile, birçok tehlikeli ideolojinin de hayat damarları kesilmiş olacak ve dünya bu belalardan temizlenecektir.

SÜSLÜ KELİMELERLE ANLAŞILMAZ VE DERİN GÖSTERİLMEYE ÇALIŞILAN MARKSİST-LENİNİST FELSEFENİN İDDİALARI SON DERECE BASİT VE SIRADANDIR

>Komünistlerin fikirlerini anlatırken başvurdukları yöntemlerden biri, tıpkı Darwinistler gibi süslü kelimeler kullanmaktır. Herkesin aslında çok iyi bildiği bir kelimeyi halkın aşina olmadığı bir başka kelime ile ifade ederek, Marksist-Leninist felsefeyi anlaşılmaz, erişilmez ve karmaşık göstermek isterler.

Bugün Marksist Leninist görüşü savunan dergi ve gazetelerde özellikle anlaşılmaz ve karmaşık hale getirilmiş bu üslubu görmek mümkündür.

Örneğin "Diyalektik Materyalizm" kavramını, aslında maddeciliği tarif etmek için kullanırlar. Diyalektik pek kullanılmayan bir kelime olduğu için halk bu kelimenin çok şey ifade ettiğini zanneder.

Oysa 19. yüzyılda Marx ve Engels'in Darwinizm'in de etkisinde kalarak ortaya attıkları iddialar son derece sıradan, hiçbir derinliği olmayan, basit varsayımlardır. Ancak, süslü anlatımlarla doldurulmuş ciltlerce kitap ve bir de Marx'ın ve Engels'in ağır filozof edasıyla verilmiş pozları halkın karşısına çıkartılınca, onlar da bu kitapların çok yüksek seviyeli eserler olduklarını zannetmektedirler. Halbuki Marx'ın da Engels'in de sahip oldukları bilgiler bugün bir lise öğrencisinin sahip olduğu bilgilerden çok daha azdır. Ancak, bu filozoflar özel telkin metodlarıyla insanların gözünde büyütülmeye çalışılmaktadır.

Bu tür içi boş ve tehlikeli felsefelerle en etkin mücadele yöntemi, doğru ve hak olanı yalın, sade ve samimi bir üslupla tüm insanlara anlatarak tehlikeyi açık ve anlaşılır hale getirmektir.

KORKU VE TEHDİT ÜZERİNE KURULU KOMÜNİST DEVLET, KENDİ ASKERLERİNE DAHİ İŞKENCE UYGULUYOR


Darwinist fikirler üzerine bina edilmiş olan komünist devlet, insanları hayvan sürüsü olarak görür ve milletine hem değer vermez, hem de güvenmez. Bu nedenle korku, baskı ve dehşet ortamları oluşturarak, onlar üzerinde denetim sağlamaya çalışır. Herkesi potansiyel şüpheli, suçlu veya hain olarak görür. Lenin'in şu sözleri, Darwinist-komünist devletin halkına bakış açısını göstermesi açısından önemlidir:

"Diktatörlük doğrudan şiddete dayanan ve hiçbir yasayla kısıtlanmamış iktidardır." (Lenin, Proleterya Devrimi ve Dönek Kautsky, s. 53)

Bu sapkın fikirlerin mirasçısı Rus Devleti, milletine zulmetmeye devam etmektedir. Dünya basınına yansıyan bazı haberler şöyledir:

Rusya'da her yıl 500 asker subayları tarafından sebepsiz yere öldürülüyor. Ve bu cinayetler intihar olarak rapor ediliyor. Genç yaştaki Rus askerler, ailelerine kendilerini bu zulümden kurtarmaları için yalvaran gizli mektuplar yolluyorlar. Ancak aileler bir süre sonra oğullarının işkence veya dayakla öldürülmüş cesetlerini buluyorlar.

Komünist ideolojiyi savunanlar, bunları bir daha düşünmelidirler: Kendi evlatları işkence ile öldürülüyor olsaydı, komünizme arka çıkarlar mıydı?

Bir felakete veya tehlikeye ciddi önlemler almak için, o tehlike ile yüzyüze gelmek şart değildir. Dünya üzerinde o tehlike altında yaşayan kimseler olması, vicdan sahibi insanları harekete geçirmelidir.

DİYALEKTİK MATERYALİZMİN SİNSİ TAKTİĞİ: BİR ADIM İLERİ, İKİ ADIM GERİ

Günümüzde Darwinizm'den güç alan komünizmin artık bir tehlike olmadığını, yıllar önce çöktüğünü zannedenler büyük bir yanılgı içindedirler. Çünkü komünizm yıkılmamış, diyalektik materyalizmin en önemli ilkesine uygun olarak iki adım geri atmıştır.

Lenin'in üzerine kitap yazdığı bu "Bir Adım ileri, İki Adım Geri" ilkesine göre komünistler hedeflerine ulaşmak için gerektiğinde birkaç adım geri atarak sanki hedeflerinden uzaklaşmış gibi görünürler. Komünist Çin'deki okul çocuklarına, bu nedenle üç adım ileri, iki adım geri esasına dayanan "diyalektik yürüme yolu" öğretilir.

Bu gerçeği ortaya koyan en somut örneklerden biri komünistlerin aile kurumu hakkındaki düşünceleridir. Diyalektik Materyalizmin kurucusu Karl Marx'a göre evlilik kurumu kaldırılmalıdır.

Komünist Manifesto'da Marx; "proleterler arasında aile kurumunun hemen hiç görülmediği ve fuhuşun çok yaygın olduğunu" söyler, ve bundan şu sonuca varır:
"...burjuva ailesinin ortadan kalkması gerekmektedir."

Komünistler bu hedeflerine ulaşmak için, diyalektik materyalizmin ilkelerine uyarlar. Aile kurumunu kaldırmak için güçlü bir devlete ihtiyaçları vardır. Ancak güçlü bir devlet için önce aile kurumunun güçlü olması gerekir. Bu nedenle önce geri adım atarak, aileyi güçlendirirler. Bu sayede komünist devlet güçlenir ve bir aşama sonra aile kurumunu tamamen ortadan kaldırır. (Komünistler Nasıl Yalan Söyler, Dr. Fred C. Schwarz, s. 215-216)

Bu örnekten anlaşıldığı gibi, komünistlerin "komünizm yıkıldı", "Rusya'da aile bağları daha da güçlendi" gibi sloganları insanları aldatmamalıdır. Bu, diyalektik materyalizmin çok bilinen bir taktiğidir. Komünizm, bir bukalemun gibi renk değiştirmiş, tekrar adım atmak için uygun zeminin hazırlanmasını beklemektedir.

Bu nedenle komünizmin ana felsefesi olan diyalektik materyalizm ve onun sözde bilimsel dayanağı olan Darwinizm ile fikri alanda ciddi bir mücadele şarttır. Aksi takdirde, komünistler ileri atacakları kanlı ve zalim adımlar için pusuda beklemektedirler.

Liselerde, üniversitelerde bu ideoloji giderek yayılma göstermektedir. Türkiye'de tarihin en büyük komünist bölücü tehlikesi yaşanmaktadır. Ama uyanık ve zeki yapısıyla Türk Milleti bu tehlikeyi fark etmiştir ve bu zulüm ideolojisine geçit vermemektedir.

İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider ve kalbindekine rağmen Allah'ı şahid getirir; oysa o azılı bir düşmandır. O, iş başına geçti mi (ya da sırtını çevirip gitti mi) yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar. Allah ise, bozgunculuğu sevmez.(Bakara Suresi, 205)

TERÖRÜ VE ŞİDDET OLAYLARINI DURDURMANIN YOLU, DARWINİST EĞİTİME SON VERMEKTEN GEÇER

Günümüzde tüm dünya ülkeleri milli gelirlerinin büyük bir bölümünü savunmaya ayırmaktadırlar. Çünkü alınan polisiye tedbirler, mahkemeler, cezaevleri şiddetin ve terörün önünü kesmekte yeterli olmamakta, suç olaylarının sayısı gün geçtikçe daha da artmaktadır.
Bunun tek nedeni bu ülkelerin gençlerini Darwinist ve materyalist ideolojiyle yetiştirmeleridir. Okulun ön kapısından iyi bir eğitim almak için giren bir genç, arka kapısından "komünist" ya da "faşist" olarak çıkmaktadır. İnsanın gelişmiş bir hayvan türü, hayatın ise acımasız bir mücadele meydanı olduğunu, sadece güçlü olanların hayatta kalacağını, zayıf olanların eleneceğini, ayakta kalabilmek için her türlü ahlaksızlığı yapmanın meşru olduğunu öğrenen bir gençten başka birşey beklemek de mümkün değildir. Çünkü bu eğitim gençlere güzel ahlakın yerine şiddeti ve saldırganlığı, şefkatin yerine öfkeyi ve kini, paylaşmanın yerine bencilliği ve çıkarcılığı öğretmektedir.

İşte bu nedenle de şiddetin ve terörün önünü kesmek için atılması gereken ilk adım, Darwinizm'in ve materyalizmin safsatalarının gençlere sanki birer gerçekmiş gibi öğretilmesini engellemektir.

Unutulmamalıdır ki, gençleri bu şekilde eğittikten sonra, "Niye terörist oldun?" demek büyük bir samimiyetsizliktir. Eğer gençlere vatan ve millet sevgisi aşılayan, güzel ahlakı öğreten eğitim kurumları kurulup, Darwinist-materyalist eğitime geçit verilmezse bu büyük sorun da kendiliğinden ortadan kalkacaktır.

Darwinizm'in gençleri nasıl bir bataklığa sürükleyebileceğinin farkında olan Türk Milleti gereken önlemleri almış, bu yönde büyük bir kültür seferberliği başlatmıştır. Bu yolla Darwin'in bilimdışı safsatalarını gözler önüne sermektedir. Milletimiz bu kültür atağı ile 21. yüzyılda layık olduğu noktaya varacaktır.

Gerçek şu ki, onlar hileli-düzenler kurdular. Oysa onların düzenleri, dağları yerlerinden oynatacak da olsa, Allah katında onlara hazırlanmış düzen (kötü bir karşılık) vardır...Gerçekten Allah azizdir, intikam sahibidir. (İbrahim Suresi, 46-47)

DARWINİST EĞİTİM BELA GETİRİR

Darwinist eğitim uygulayan Batılı toplumlarda bireylerin büyük bölümü manevi ve milli değerlerinden uzak kalmış ve materyalist safsataların çarkına kendilerini kaptırmış durumdadır. Böyle toplumlarda vefanın, sadakatin, şefkatin, fedakarlığın hiçbir önemi yoktur. Gençler, kendilerine verilen eğitim sonucu, bu dünyada tesadüfler neticesinde var olduklarını, bir gün ölüp yok olacaklarını zannederler. Dolayısıyla dünyada çok az zamanları olduğuna inanır ve bütün bencil tutkularını tatmin etmeye çalışırlar. Bu materyalist anlayış zamanla bireylerin insani özelliklerini yitirmelerine sebep olur.

İşte Darwinist eğitimin temeli budur; "HAYVAN BENZERİ İNSAN TOPLULUKLARI MEYDANA GETİRMEK, HAYVAN SÜRÜLERİNE DARWINİZM'İN GELİŞMİŞ HAYVANLAR OLARAK TANIMLADIĞI İNSAN SÜRÜLERİ KATMAK"...

Böyle toplumsal bir felakete uğramamak için, 7'den 70'e herkese Darwinizm'in bilimsel geçersizliğinin anlatılması şarttır. Bireylerine vatan ve millet sevgisi aşılayan, manevi değerlerini korumayı öğreten, eğitim sistemini bu anlayış çerçevesinde şekillendiren milletler, geleceğe güvenle bakabilir.

Müslüman Türk Milleti, bu gerçeği görmüş ve vicdanlı, milli ve manevi değerlerine sahip çıkan bir gençlik yetiştirmiştir. Bu üstün özellikleri, ona 21. yüzyılda, Darwinizm tehlikesine karşı tüm insanlığı uyarma ve koruma misyonunu yüklemiştir. Yüce milletimizin bu tarihi misyonu layıkıyla yerine getirmekte olduğuna şüphe yoktur.

DARWINİST BİLİM ADAMLARININ IRKÇI UYGULAMALARININ HEDEFİ MASUM AFRİKA HALKI


Charles Darwin'in insanın evrimleşmiş bir hayvan türü olduğu yönündeki iddiası sosyal yaşam üzerinde çok derin izler bıraktı. Çünkü bu düşünceye göre farklı ırklar, hastalar, zayıflar, fakirler, özürlüler evrimleşme sürecini tamamlamamış aşağı bir tür olarak görülüyordu. Bu bakış açısına sahip olan evrimci bilim adamları yüzyıllar boyunca aşağı ırk olarak nitelendirdikleri yerli kabileleri vahşice katlettiler, üzerlerinde deneyler yaptılar ve bir hayvan gibi sergilediler.

Günümüz evrimci bilim adamları da atalarının izinden gidiyorlar ve masum insanları sözde bilimsel amaçlı çalışmalarında kobay olarak kullanıyorlar. Mayıs 2001 tarihli ünlü Fransız La Recherche dergisi, "Tıp Kobaylarını Buldu mu?" başlığıyla yayınladığı geniş haberde bilim adamlarının bu ırkçı yaklaşımlarına yer veriyor. Özellikle de son yıllarda AIDS gibi tehlikeli hastalıklarla ilgili araştırmaların, -oluşabilecek tehlikelerden haberdar olmayan- Afrikalı masum insanlar üzerinde gerçekleştirildiğine dikkat çekiliyor. Ya da bazı hastaların "hastalığın gelişiminin izlenmesi amacıyla" özellikle tedavi edilmeyip, insanların ölüme terk edildikleri vurgulanıyor.

Ancak Türk Milleti'nin de katkılarıyla Darwinist bilim adamlarının bu ırkçı yaklaşımları tüm gerçekliğiyle gözler önüne serilmiştir ve serilmeye de devam edecektir. Milletimiz, Darwinizm'e karşı başlattığı kültür atağında tüm dünyaya örnek olmaktadır.

OKUL SIRALARINDA GENÇLERİ DARWINİST YALANLARLA EĞİTENLER, OLUŞTURDUKLARI TEHLİKENİN FARKINDA DEĞİLLER


Terör belasının körükleyicisi, gençlere hayvanlardan evrimleştiklerini, dolayısıyla hayvanlar gibi her türlü ahlaksızlığı ve suçu işleyebileceklerini telkin eden Darwinist-materyalist eğitimdir. Eğer dünyanın dört bir yanındaki eğitim kurumlarında bu eğitim verilmeye devam edilirse, terörden kurtulmak da mümkün olmayacaktır.

Okul sıralarında Darwinist-materyalist kitaplar okuyarak, sadece maddeye değer veren, tüm ahlaki değerleri reddeden ve hiç kimseye karşı sorumlu olmadıklarına inanan gençlerin önünde terör belasına saplanmaktan başka bir seçenek yoktur.

Bu, bir çiftlikte yıllarca uğraşıp zehirli yılanlar yetiştirip, daha sonra bu yılanları serbest bırakıp, yılanlar insanları sokmaya başladığında da "niye bu yılanlar insanları sokuyor?" demeye ve onları tek tek toplamak için uğraşmaya benzer. Önemli olan o zehirli yılanları baştan yetiştirmemektir.


Dünya ülkeleri terörle mücadele konusunda büyük bir yanılgıya kapılmakta ve sadece "iyi takip, iyi tespit, iyi yakalama, iyi yargılama"yı esas almaktadırlar. Oysa tarihi deneyimler, "takip, yakalama ve yargılama" ile terör batağının kurutulamadığını bizlere göstermiştir. Önemli olan insanları teröre iten nedenlerin bulunması ve bunların iyi bir eğitimle ortadan kaldırılmasıdır.
Tarih boyunca bu tür safsatalara karşı her zaman uyanık olan Türk Milleti, bu tehlikenin de farkındadır. Komünist fraksiyonlara asla geçit vermemektedir. Dünya gençliğini de bu büyük beladan kurtaracak olan yine Türk Milleti olacaktır.
Ey iman edenler, hepiniz topluca "barış ve güvenliğe" girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin... (Bakara Suresi, 208)

”GÜÇSÜZLER YOK EDİLMELİDİR” DİYEN DARWINİZM, DÜNYADAKİ ZULMÜN EN BÜYÜK SORUMLUSUDUR

Vicdan sahibi insanlar, kendileri güvenlik içerisinde, sıcak ve huzurlu bir evde otururken, bir başka ülkede milyonlarca insanın acımasızca katledildiğini unutmazlar.


KEŞMİR'DEKİ ZULÜM

Keşmir'deki binlerce masum ve muhtaç insan yıllardır zulüm görüyor. Bu resimlerdeki tablolar, vicdan sahibi her insanı harekete geçirmeli, zulmün felsefesi olan Darwinizm'e karşı yürütülen çalışmalar desteklenmelidir. Bu, tüm inananların üzerine düşen bir sorumluluktur.

Örneğin Keşmir'de yıllardır Müslümanlar zulüm görüyorlar. Bugüne kadar on binlerce Keşmirli Müslüman öldürüldü, kadınlara tecavüz edildi. Uluslararası örgütlerin raporlarına göre binlerce kişi sakat kaldı, evler kundaklandı, dini eğitim veren okullar kapatıldı ve binlerce insan hapislerde... İnsanlar hala mağara benzeri yerlerde, çok zor şartlar altında hayatlarını devam ettirmeye çalışıyorlar. Keşmir'deki mülteci kamplarını ziyaret eden bir gazetecinin, kamptaki hayatı tasvir ettiği şu cümleleri bu açıdan çok önemlidir:

"Hayat standartları normalin çok çok altında. Küçük küçük toprak evlere insanlar adeta tıkışmış. Evler genellikle iki odalı. Odalarda birkaç tane kullanılamayacak çanak çömlek. Bir veya iki tane yatak... Yataklara yatak demek için bin şahit gerekli... Kimi zaman içerisinde tutuşturulmuş üç beş dal parçasının bulunduğu toprak ocakta kaynayan bir kazan. Etrafta yaş yiyecek adına hiçbirşey yok! Ama utandığım için hiçbir kazanın kapağını açma cesareti bulamadım. Hangi çadıra girdiysek ortada ne yiyecek adına, ne yatacak adına hiçbir şey görmedik! Çadırların birinde yerde küçük eski bir bez seriliydi. Belli ki yatak olarak kullanılıyordu. "Bu çadırda kaç kişi kalıyor?" diye sorduğumda aldığım cevap "11 kişi" idi..."

İnsanların bu zulümden kurtulmaları ve insan gibi yaşayabilmeleri için onlara zulmedenlerin felsefesi ortadan kaldırılmalıdır. Zulmün felsefesi Darwinizm'dir. Dünyadaki muhtaç insanlar için birşeyler yapmak ve onların kurtuluşuna vesile olmak istiyorsanız, Darwinizm'in bilimsel çöküşünü anlatan eserleri okuyun ve herkese anlatın. Şerefli Türk Milleti'nin bu zulmün önüne geçebilecek tarihi bir mirasın sahibi olduğunu sakın unutmayın.

Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz? (Nisa Suresi, 75)

KARŞIT FİKİRLERİ KAVGA, ZULÜM VE KORKU YOLUYLA SUSTURMAK İSTEYENLER TARİH BOYUNCA YENİLGİYE UĞRAMIŞLARDIR



Firavun baskıcı ve zalim bir yönetime sahipti ve bununla da kendince gurur duyuyordu. Üstte Mısır Firavununu muhaliflerinin kafasını parçalarken tasvir eden bir kabartma yer alıyor.

Darwinizm'den ilham alan diyalektik materyalizme göre tarih zıt fikirlerin çatışması ve kıyasıya mücadelesidir. Bu inançları gereği 20. yüzyılda faşistlerle komünistleri birbirine kırdırmışlar, aynı vatanın evlatlarını birbirlerine düşman etmişler ve dünyayı kan gölüne çevirmişlerdir. Bunun sonucunda da kendi ideolojilerinin galip geleceğini sanmışlardır. Ancak, bu mücadeleden komünizm galip çıkamamış, diyalektik materyalizmin tarihin diyalektiği iddiası da çökmüştür.

Tarihte, karşı karşıya gelen iyiler ve kötüler hep olmuştur. İyilerin kötülerle mücadelesi de fikir alanında gerçekleşmiştir. Bu mücadeleden galip çıkan ise daima iyilerdir. Çünkü Allah'ın Kuran'da gösterdiği mücadele yöntemleri insanlara barış, huzur ve dostluk getirmeye, çelişki ve düşmanlıkları ortadan kaldırmaya yöneliktir.

Örneğin, Allah Hz. Musa'ya Firavun'u doğru yola çağırmasını bildirmiştir. Hz. Musa ve Firavun iki zıt fikrin savunucularıdır. Ancak, Allah bu iki zıt tarafı karşılaştırırken, Hz. Musa'ya ve kardeşi Hz. Harun'a şöyle demiştir:
"İkiniz Firavun'a gidin, çünkü o, azmış bulunuyor. Ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar." (Taha Suresi, 43-44)

Allah'ın emrine uyan Hz. Musa kardeşiyle birlikte Firavun'un karşısına çıkmış ve ona Allah'ın emirlerini, doğru yolu ve iyiliği türlü yöntemler deneyerek, sabırla anlatmıştır. Onun bu fikri mücadelesinin sonunda ise gerçekleri göremeyen ve iyilere zulmetmeye yeltenen Firavun, denizde boğularak ölmüş, Hz. Musa ve yanındakiler kurtulmuşlardır.

Bu örnek insanlık tarihinin bir özetidir. Tarihte hiç kimse birbiriyle çatışıp, yumruklaşıp, kan dökerek üstün gelmemiştir. Üstün gelenler, daima barış ve huzura çağıran, mücadelesini fikir alanında yaparak insanları düşünmeye sevkeden inananlardır.

Firavun baskıcı ve zalim bir yönetime sahipti ve bununla da kendince gurur duyuyordu. Üstteki resimde Mısır Firavununu muhaliflerinin kafasını parçalarken tasvir eden bir kabartma yer alıyor.

TÜRK MİLLETİ BALKANLAR'DAN ORTADOĞU'YA, ADRİYATİK'TEN ÇİN'E NİZAM GETİRMİŞ OLAN YEGANE GÜCÜN ŞEREFLİ MİRASÇISIDIR

Bugün Balkanlar, Türki Cumhuriyetler ve Ortadoğu'daki Müslümanlar barış, huzur, refah ve güvene muhtaçtırlar. Bunun sağlanması için en akılcı çözüm yakın geçmişte bu bölgelerde istikrarı sağlamış olan Türk ordusunun yeniden hakimiyetidir.

Dünyanın en akılcı, vicdanlı, disiplinli, adaletli ve güvenilir ordusu olan Türk ordusunun nizamı ile bu bölgeler müreffeh ve barış içinde bir hayata kavuşabilirler.

Türk ordusunun akılcı nizamı ile, bölge ülkelerinin tüm sorunları çözülür. Bölgeyi tehdit eden dış tehlike kalmaz. Dolayısıyla savunmaya ve askeri harcamalara ayrılan bütçe çok düşeceği için halkın refah seviyesi artar. Bu sayede bilim, sanayi ve kültür daha da gelişir. İthalat ve ihracatta, gümrük kapılarında, ulaşımda yaşanan zorluklar kalkar. Bu geniş bölgenin sahip olduğu maden, tarım ve diğer doğal zenginlikler en verimli şekilde değerlendirilir.

Bölgede sağlanan istikrar ve barış ise tüm dünyayı olumlu yönde etkileyecektir.

SONUÇ OLARAK DÜNYA, MÜSLÜMAN TÜRK ORDUSUNUN VİCDANINA, ADALETİNE, HOŞGÖRÜ VE NİZAMINA MUHTAÇTIR.

Türkiye 21. yüzyılda tarihsel mirasını en hayırlı şekilde kullanacak, tüm dünyada barış ve huzurun teminatı olacaktır.