DARWINİZM’İN KARANLIK YÜZÜ-2

FAŞİZM VE KOMÜNİZMİN ORTAK HEZEYANI: DARWINİST ÇATIŞMA


Komünizmin kurucusu Marx tarihin gelişmesinin tek yolunun çatışma olduğunu iddia etmekteydi. Toplumların, düşüncelerin, fikirlerin de ancak çatışmayla, savaşla, ihtilalle ilerleyebileceklerini düşünüyordu. "Eğer çelişme ve çatışma olmasaydı, var olan herşey, nasılsa öyle kalırdı" diyordu.
Marx'ın bu düşünceleri, zaman içinde çok sayıda taraftar kazandı. En zalim katliamlara imza atan komünist lider Lenin bunu, "Gelişme zıtların mücadelesidir." (Lenin, Seçme Eserler, cilt 11, s. 81) sözleriyle ifade ediyordu. Bu mücadelenin de kan dökerek yapılması gerektiğini savunuyordu.

Komünist liderler gibi faşist liderler de şiddet, ihtilal ve savaşın, ilerlemenin tek yolu olduğuna inanıyorlardı. Hitler'in en önemli fikri dayanağı, ırkçı Alman tarihçi Heinrich von Treitschke, "Uluslar ancak Darwin'in yaşam kavgasına benzer şiddetli bir rekabetle gelişebilirler…" (Burns, Çağdaş Siyasal Düşünceler 1850-1950, s.446) diyordu. Şiddetin tarihte itici güç olduğuna ve savaşın devrim getireceğine inanan bir başka faşist lider ise, Mussolini'ydi. İmparatorluğunun zayıflamasını, "evrimin en önemli itici gücü olan savaştan kaçmaya çalışmasına" bağlıyordu.

Bu iki ideolojinin temel dayanakları ise, Darwin'in doğada var olduğunu ileri sürdüğü "yaşam mücadelesi" kavramıydı. Marx'ın diyalektik materyalizminin temeli olan çatışma iddiası da, faşizmin savaşın itici güç olduğu ile ilgili iddiası da Darwin'in evrim teorisinin, sosyal bilimlere uyarlanmasıdan başka bir şey değildi.
Oysa sürekli çatışmanın olması gerektiğini savunmak, insanlığı tamamen ortadan kaldırmaya doğru atılan bir adım, sonu gelmez bir "kan dökme kuyusu"dur. Bu ideolojilere uyan herkes kaçınılmaz olarak sürekli birbiriyle çatışır, birbirine zulmeder, ilerleme adı altında birbirinin kanını döker. Allah'ın insanlara emrettiği sevgi, saygı, fedakarlık, paylaşma gibi insani duygular, barış ve huzur ortamı tamamen ortadan kalkar.

Nitekim geçtiğimiz 20. yüzyıl bu ideolojiler yüzünden yaşanan acı ve belalar dönemi olmuştur.

Bu ideolojilerin hezeyanlarına asla kanmayan, her zaman Kuran ahlakına bağlı, şefkatli, adaletli yapısı ile dünyaya örnek olan Türk Milleti, dünya barış ve huzurunun yegane teminatıdır. Milletimiz üzerine düşen tarihi sorumluluğu yerine getirmektedir.

DARWINİZM'E DAYANAN DİYALEKTİK KAVRAMI TOPLUMLARI KAOSA SÜRÜKLEMİŞTİR

Komünist ideolojiyi felsefi temellere dayandıran Karl Marx, görüşlerini açıklamak için "diyalektik" kavramından yararlanmıştır. "Diyalektik", Marx'ın üniversite hocası olan ünlü idealist felsefeci Friedrich Hegel'in geliştirdiği bir kavramdır. Hegel, herşeyin karşılıklı bir çatışma içinde olduğunu, bu çatışmanın "tez-antitez-sentez" formülüne göre geliştiğini iddia etmiştir. Örneğin, Hegel'e göre, bir fikir (yani tez) toplumda rağbet bulduğunda, zaman içinde bunun karşıtı olan karşıt-fikir (yani antitez) gelişecektir, tez ve antitezin karşılıklı etkileşiminden yeni bir fikir yani "sentez" doğacaktır ve bu süreç bu şekilde (tez-antitez-sentez sırasıyla) devam edecektir.

Tez ve antitezin sürekli çatışmasını öngören diyalektik kavramının temelinde, hayatın bir mücadele ve savaş yeri olduğunu ve bu mücadelede güçlü olanların güçsüzleri yok ederek hayatta kalabileceğini iddia eden Darwinizm vardır.

Darwinizm'in katalizör etkisi yaparak hızlandırdığı ve güçlendirdiği diyalektik formül, 20. yüzyılda insanlığı karanlığa sürükleyen, toplumlar arasında kin ve nefreti kamçılayan zulümlerin ardı ardına yaşanmasına neden olan bir şer kaynağı olmuştur. Bu formül uyarınca, komünizm ya da faşizm savaşlarla, kavgalarla, şiddetle birbirlerinin alternatifi olarak toplumlarda yerleşik kılınmaya çalışılmıştır. Hitler, Mussolini, Stalin, Mao gibi eli kanlı diktatörlerin "diyalektik uygulamaları" ise hep aynı sonucu doğurmuştur: Anarşi, terör, kargaşa, zulüm, sefalet, açlık, işkence, gözyaşı, kan...

Ne var ki, artık günümüzde Darwinizm ve diyalektik felsefe hızlı bir çöküşün içindedir. Büyük Türk Milleti, bu oyunu bozmuş ve Darwinizm'in önünü kesmiştir. Darwinizmi temel alan bütün batıl ideolojiler ve felsefeler de hak karşısında yenilmeye mahkumdur.

De ki: "O, herşeyin Rabbi iken, ben Allah'tan başka bir Rab mi arayayım? Hiçbir nefis, kendisinden başkasının aleyhine (günah) kazanmaz. Günahkar olan bir başkasının günah yükünü taşımaz. Sonunda dönüşünüz Rabbinizedir. O, size hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri haber verecektir."
(Enam Suresi, 174)


KOMÜNİST LENİN, İNSANLARIN DA HAYVANLARLA AYNI ŞEKİLDE EĞİTİLMELERİ GEREKTİĞİNE İNANIYORDU

Darwinist-komünist düşünceye göre insan ile hayvan arasında tek fark insanın biraz daha "evcilleştirilmiş" olmasıdır. Bu evcilleştirme olayına hız verilmesi görevi ise komünizmin bir gereği olarak gösterilmiştir. Lenin'in en büyük yardımcısı ve komünist ideolojinin teorisyeni Trotsky, Darwinist kökenli "insanı terbiye etme" düşüncelerini şiddetle savunuyor ve şöyle diyordu:

... İnsan nedir? Henüz bitmiş bir canlı değildir. Hala beceriksiz bir yaratıktır. Bir hayvan olarak insan planlı bir şekilde değil, spontane bir şekilde evrimleşmiştir... İnsanın yeni ve değişmiş bir versiyonunu üretmek -bu komünizmin bir sonraki görevidir-... İnsan kendisini ham materyal olarak görmeli, ya da yarı üretilmiş bir madde olarak. (Orlando Figes, A People's Tragedy, A History Of The Russian Revolution, Penguin Books Ltd, 1997, USA, s. 734)

İşte insana bu şekilde bakan Darwinist-komünist ideolojinin en büyük icraatı, insanlara olabildiğince hayvan muamelesi yapmak, vahşi hayvanlar gibi zincirlere vurmak, acı ve korku yoluyla kendince "terbiye etmek" ve gerektiğinde boğazlamak olmuştur. Bu çarpık ideolojinin en açık örneklerini Lenin'in Rus halkı üzerine yaptığı uygulamalarda görürüz.

Lenin, hayvanlar üzerinde gerçekleştirdiği şartlı refleks deneyleriyle ünlenen Rus bilim adamı Pavlov'la özel olarak görüşmüş ve Pavlov'un yöntemlerini Rus toplumu üzerinde uygulamak için girişimde bulunmuştur. Tarihçi Orlando Figes, "Bir Halkın Trajedisi: Rus Devriminin Tarihi" adlı kitabında, Lenin'in Rus halkını bir havyan terbiyecisi gibi eğitme amacını şöyle anlatır:

... Lenin büyük fizyolojist I. P. Pavlov'un laboratuvarına onun şartlı refleks çalışmaları vasıtasıyla, insan beyninin bolşeviklerin insan davranışını kontrol etmede yardımcı olup olamayacağını öğrenmek için gizli bir ziyarette bulundu. "Rus kitlelerinin komünizm çizgisini düşünmelerini ve buna göre davranmalarını istiyorum" diye açıkladı Lenin... Pavlov hayretler içinde kalmıştı. Lenin ondan köpekler için yaptığı şeyi insanlar için yapmasını istiyordu. "Rus kitlelerini bir standart haline getirmek istediğinizi mi söylüyorsunuz? Hepsinin aynı şekilde davranmasını sağlamak mı istiyorsunuz?" diye sordu... "Aynen" diye cevap verdi Lenin. "İnsanlar doğru olmalı. İnsanlar biz nasıl istersek o şekle getirilmelidir..." (Orlando Figes, A People's Tragedy, A History Of The Russian Revolution, Penguin Books Ltd, 1997, USA, s. 733)

İnsanları bir hayvan gibi gören ve milyonlarca insanın ölümüne neden olan Darwinizm kökenli komünist ideolojinin Sovyetler Birliği'nin yıkılmasıyla öldüğünü sanmak büyük bir gaflet olur. Komünizm hala ayaktadır, ama farklı isimler altında gizli gizli taraftar toplamaya çalışmaktadır. Türk halkı komünist ideolojinin bu oyunlarını geçmiş yıllarda fark etmiş ve milli bilinciyle bu oyunu bozmuştur. Bugün de komünizmi aynı son beklemektedir.

KOMÜNİSTLER TERÖRÜ VE ZULMÜ TEK YÖNETİM ŞEKLİ OLARAK KABUL EDERLER

Darwinist-materyalistler, Rusya'daki maddi ve manevi yıkımın sonucunda komünizmi tek çare olarak gösterme niyetindeler. Ancak dünya, komünistlerin insanlığa getirdiği şiddetli bela ve acıları unutmadı. Bu dinsiz, vicdansız, insanlık dışı ideoloji bir daha geri gelemeyecek. Komünist liderlerin ifadeleri tarihe vahşetin ve zulmün en şiddetli örneği olarak geçmiştir.

• Bir işçi toplantısında söz alan Lenin, "terörün" devrimci sınıfın adaleti olduğunu şöyle ifade ediyor:
"Eğer kitleler kendiliğinden ayağa kalkmazsa hiçbir şey başaramayız. Spekülatörlere karşı terör uygulamadığımız – hemen oracıkta kafalarına bir kurşun sıkmadığımız- sürece hiçbir yere varamayız." (V.İ. Lenin, Polnoye sobraniye soçineniy, Moskova, 1958-1966, cilt 35, s.311)

• 1918'de, İçişleri Halk Komiserliği tarafından bütün Sovyetlere yollanan duyuru:
"Bu uyuşukluk ve duygusallığa son vermenin zamanıdır. Subaylar ve burjuvalar arasından çok sayıda rehine alınmalıdır. En ufak bir direnişte kitlesel idamlara girişilmelidir... Kitlesel terör uygulanmasında hiçbir zayıflık ve çekingenliğe göz yumulmamalıdır." (İzvestiya, 4 Eylül 1918)

• 14 Şubat 1922'de bir müfettiş şöyle anlatıyor:
"Tutuklanan köylüler sistematik biçimde sağlıksız hangarlara kapatılıyor, kırbaçla dövülüyor ve ölümle tehdit ediliyor. Teslim etmeleri gereken kotanın tamamını dolduramayanlar, elleri kolları bağlanıp, çıplak bir şekilde köyün ana caddesi boyunca koşmaya zorlanıyor ve sonra da soğuk bir hangara tıkılıyor. Çok sayıda kadın bayılana kadar dövüldükten sonra çıplak olarak karda açılan çukurlara konuluyor...." (Nicholas Werth, Komünizmin Kara Kitabı, s. 159-160)

Acımasızlıklarına, vahşet ve katliamlarına Darwinizm'i dayanak olarak gösteren komünistler, 20. yüzyılda tarihin en büyük insanlık suçunu işlediler. Ancak 21. yüzyılda Darwinizm'in geçersizliğini bilen insanlık, komünizme geçit vermeyecektir.

Türk Milleti 80 yıl önce de bu gerçeğin farkındaydı, bugün de farkında.



Komünizm Rusya'ya acı ve beladan başka bir şey getirmedi. Milyonlarca insan öldürüldü, sakat bırakıldı, evsiz kaldı, yurtlarından sürüldü.

Bunlar komünist Rusya'daki zulmü belgeleyen resimlerden yalnızca birkaçıdır. Halkını hayvanlardan farksız gören komünist yönetim, kendisine inanan insanlara açlık, sefalet ve eziyetten başka hiçbir şey vermemiştir. Rusya'daki halkın içler acısı durumunda günümüzde de hiçbir değişiklik olmamıştır.


KOMÜNİZM DONUK, KASVETLİ, SEVGİSİZ, SANATTAN VE ESTETİKTEN UZAK BİR TOPLUM MODELİ HEDEFLER


Komünist ideolojinin temel dayanağı olan Darwinist-materyalist felsefe insanı sadece maddeden ibaret bir varlık olarak görür. Bu çarpık düşünceye göre insan sevgiden, merhametten, şefkatten, fedakarlıktan ve diğer insani duygulardan uzak, gelişmiş bir makinedir. Sahip olduğu bütün düşünce ve duygular ise bu makinanın içindeki kimyasal reaksiyonların bir sonucudur. Bu materyalist anlayışın bir sonucu olarak komünist ülkelerde sanat ve estetik kavramları tamamen ortadan kalkmıştır.

Komünistler, on milyonlarca insanı acımasızca katlettikleri gibi, insanlığın sanat, estetik, bilim, düşünce gibi vasıflarını da bir anlamda öldürmüşlerdir.

Komünist Rusya'da, yönetim sanatın gereksiz olduğunu düşünüyor, sanatçılara neler çizmeleri ve yazmaları gerektiğini kendileri bildiriyorlardı. Komünist yönetim boyunca Sovyet sanatçılarının hemen hepsi orak veya çekiç tutan Sovyet köylü ve işçilerini, kendilerini saran zincirleri parçalayarak ayağa kalkan öfkeli proletarya figürlerini, kızıl bayrakların gölgesinde ve Lenin'in önderliğinde koşturan silahlı askerleri çizdiler. Komünist yönetimin onayından geçen bu resimler, heykeller, posterler ve mimari tasarımlar estetikten uzak, soğuk, donuk ve kaba hatlarla doluydu. Encyclopedia Britannica'daki tanımla, komünist sanata tam bir "anti-estetizm" hakimdi.

Rus yazarlar, yönetimin emrettiği şekilde komünist militanların mücadelesini ve halkın ne kadar mutlu olduğunu anlattılar. Gerçekte ise komünist devrim halka mutluluk değil açlık, baskı ve ölüm getirmişti. Ama Stalin ne yazılmasını istiyorsa, o yazılıyordu. Bugün hala komünist ülkelerde insani duygulardan uzak bu hayata bakış açısının derin izlerini hayatın her alanında görmek mümkündür.

Oysa sanat ve estetik duyguları Allah'ın insanlara verdiği çok büyük bir nimettir. İnsan için, Allah'ın eşsiz yaratış delilleri olan doğadaki harikalara, güzelliklere, nimetlere karşı duyduğu güçlü sevgiyi ifade edebileceği bir yoldur. Sanata ilham veren duyguların başında ise insanların Allah sevgisinden aldıkları manevi şevk ve heyecan gelir. Dinin ortadan kaldırıldığı bir toplumda insanların bu şevki ve heyecanı yitirmeleri, manevi buhranlara kapılarak amaçsızlaşmaları kaçınılmazdır.

DARWINİST-KOMÜNİST DEVLET, ŞİDDET YOLUYLA VATANDAŞINI EZER

Darwinist-komünist devlet, insanları hayvan sürüsü olarak gördüğü için milletini sevmez, ona değer vermez ve güvenmez. Bu nedenle sürekli bir korku, baskı ve sindirme politikası izler. Komünist liderler Lenin ve Troçki'nin sözleri, komünizmin nasıl bir ölüm ve işkence makinası olduğunu anlamak için yeterlidir:

Lenin: "Proleterya egemenliğindeki devlet, burjuvaziyi ezmek için kullanılan bir makinedir. Diktatörlük doğrudan şiddete dayanan ve hiçbir yasayla kısıtlanmamış iktidardır. Proleteryanın devrimci diktatörlüğü, proleteryanın burjuva sınıfına uyguladığı şiddet sayesinde ayakta duran bir iktidardır, hiçbir yasayla da kısıtlanamaz." (Lenin, Proleterya Devrimi ve Dönek Kautsky, s.53)

Troçki: "... Ülkede iktidarın kimde olacağı sorunu, yani burjuvazinin yaşatılıp yaşatılmayacağı sorunu, anayasa maddelerine değil, şiddetin her biçimine başvurarak çözülecektir... Kızıl terör, ölmeye mahkum ve buna katlanamayan bir sınıfa karşı kullanılan bir silahtır." (L. Troçki, Defense du Terorisme, s. 57, 82)

Darwinist-komünist devletin, milletini sevmemesi ve onları düşman olarak görmesi, 20. yüzyılda on milyonlarca insanın kendi devleti tarafından öldürülmesine veya zulme uğramasına neden oldu. İnsanlık geçmişten gereken dersleri almalı, aynı hataları tekrarlamamalıdır. Bugün komünizme yol verenlerin, yarın zulüm kendi kapılarına geldiğinde, sevdiklerine, yakınlarına acı çektirdiğinde pişman olmaları fayda getirmeyebilir.

Asırlardır Kuran ahlakı ile yetişen merhametli, şefkatli ve vicdanlı Türk Milleti ise bu tehlikenin bilincindedir ve Darwinist-komünist düşünceye asla izin vermeyecektir.

O, iş başına geçti miyeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar. Allah ise, bozgunculuğu sevmez. Ona: "Allah'tan kork" denildiğinde, büyüklük gururu onu günaha sürükler, kuşatır. Böylesine cehennem yeter;ne kötü bir yataktır o.
(Bakara Suresi, 205-206)



RUSYA'NIN ÇEÇEN ZULMÜ NEDEN BİTMİYOR BİLİYOR MUSUNUZ?

Rusya'nın Müslüman Çeçen halkına uyguladığı zulüm hala devam ediyor. Anneler, babalar, eşler, kardeşler, kaybolan yakınlarını, Rusların meydana getirdikleri toplu mezarlarda arıyorlar.

Son zamanlarda Grozni'deki Rus askeri bölgesinin yakınında onlarca ceset bulundu. Bunun, savaşın başlamasından bu yana bulunan en büyük toplu mezar olduğu bildiriliyor. Elleri ve ayakları bağlı olan cesetler, ya silahla vurularak ya da bıçak darbeleriyle öldürülmüşler. Taisa Imakayeva isimli bir kadın erkek kardeşinin 6 Mart 2000'de nasıl kaybolduğunu şöyle anlatıyor:

" Köyümüz bombalandıktan sonra 25 kişi yürüyerek köyü terk ediyorduk. Rus askerleri kadınları ve çocukları, erkeklerden ayırdılar ve ordu kamyonları ile kontrol noktasına götürdüler. Sonra aynı kamyon erkekleri toplamaya gitti. Ancak onları bir daha hiç görmedik. 42 yaşındaki kardeşimin sarası var ve kalbi zayıf. Ayrıca sakat. Yanında da ayakları felçli olan bir adam vardı."

38 yaşındaki Adam Chimayev'in ailesi ise onu, her yolu deneyerek aramışlar. Ve sonunda Grozni'deki toplu mezarda, kalbine üç kurşun sıkılmış olarak cesetlerin arasında bulmuşlar. Bu arada kaybolma olayları hala devam ediyor. Nisan ayında Alleroi köyünden 3'ü çocuk 4 Çeçen çoban, hayvanlarını köyden biraz uzakta bir yere otlamaya götürmüşler. Ertesi gün Rus ordusunun kamp kurduğu yerin yakınında, kafalarına kurşun sıkılmış olarak cesetleri bulunmuş.

Rusya'nın gerçek yüzü görülmediği, komünizmin Rusya'nın hakimiyetinde pusuda beklediği anlaşılmadığı ve gereken önlemler alınmadığı sürece, bu zulüm artarak devam edecektir. Buna dur demenin tek yolu, Rusya'nın gerçek ve gizli ideolojisini bilimsel ve felsefi alanda yıkmaktır. Bu ise Darwinizm'i ve materyalizmi ilmi bir hamle ile çökertmekle olur.

DARWINİST-KOMÜNİST DEVLETLERİN ÖLÜM MAKİNALARI, MİLYONLARCA İNSANI KATLETTİ



Darwin, Marx ve Engels'in "insanlık tarihi savaş ve çatışma ile gelişir" ve "güçlü olan hayatta kalır" iddialarının peşinden giden 20. yüzyılın komünist liderleri kendi milletlerini birbirine kırdırdılar. Aynı vatanın evlatları birbirine düşman oldu, babalar, oğullar, kardeşler, komşular, arkadaşlar birbirini katletti. Dünyanın dört bir yanında on yıllar boyunca eşi benzeri görülmemiş işkenceler, katliamlar birbirini izledi.

Stalin'in Kızıl Ordusu, Mao'nun Kızıl Muhafızları, Pol Pot'un Kızıl Khmerleri, Ho Chi Minh'in Vietminh'i gibi ÖLÜM MAKİNALARI, diyalektik materyalizmin ve Darwinizm'in ÇATIŞMA-KAVGA-HAYATTA KALMA MÜCADELESİ ilkelerini uygulamak için kuruldular.

İnsanları diri diri yakan, daha canlıyken etlerini parçalayan, insanları açlığa, türlü işkenceye maruz bırakan, ölüm tarlaları, ölüm çukurları açan, profesörleri, sanatçıları, yazarları hayvan kılığına sokarak caddelerde dolaştırıp, sonra en ağır işkencelerle öldüren, ailelere çocuklarını takas ettirerek onlara birbirlerinin çocuklarını yedirten, insanları açlığa, sefalete mahkum bırakan bu ÖLÜM MAKİNALARIna, öldürdükleri veya işkence yaptıkları insanların birer hayvan oldukları telkin ediliyordu.

Örneğin Pol Pot ve Kızıl Khmerler yönetimindeki hayat şöyleydi:

"Demokratik Kamboçya'da cezaevi, mahkeme, üniversite, lise, para, posta, kitap, spor, eğlence yoktu... Yirmi dört saatlik iş gününde, ölüm bir an bile eksik değildi. Günlük yaşam şu şekilde bölünüyordu: On iki saat bedensel çalışma, yemek için iki saat dinlenme ve eğitim için üç saat, yedi saat uyku. Devasa bir toplama kampında bulunuyorduk. Artık adalet de mevcut değildi. Yaşamımızın tüm eylemlerini kararlaştıran Angkar'dı (Kızıl Khmerlerin yeraltı örgütü)... Kızıl Khmerler bireyi bir öküzle kıyaslıyorlardı: 'Şu sabanı çeken öküzü görüyorsunuz. Yemesi buyrulursa yer. Yeterli otun bulunmadığı bir tarlaya götürülse yine de otlar. Yer değiştiremez. Gözlem altındadır. Ona sabanı çekmesi söylenince, saban çeker. Asla karısını ve çocuklarını düşünmez." (Pin Yathay, L'Utopie meurtriére:un rescapé du génocide cambodgien témoigne, Brüksel, complexe, 1989, s. 305)

İşte insanları hayvan gibi gören Darwinist komünistlerin insanlık için uygun gördükleri hayat şekli budur. Komünizm hangi ülkede hakim olduysa, o ülke halkını bu şekilde insanlık dışı ortamlarda yaşatmıştır.
Dünyanın Darwinist komünist beladan kurtulması için, ciddi bir fikri mücadele şarttır. Türk Milleti bu mücadelenin öneminin farkındadır ve bu nedenle komünizmi hiçbir zaman yaşatmamıştır.

"DARWINİZM ZATEN BİTTİ" DİYENLER BÜYÜK BİR YANILGI İÇİNDELER

Bugün kimi Müslümanlar Darwinizm'in insanlığa getirdiği belalardan habersiz şekilde yaşıyorlar. Bu tehlikenin yıllar önce son bulduğunu zannediyorlar. Oysa günümüzde dinsizliğin en güçlü dinlerinden biri Darwinizm'dir. Apaçık olan yaratılış gerçeğine karşı çıkan herkesin sarıldığı ip Darwin'in evrim teorisidir.
Dünya halkları evrim teorisine inanmasa da, onun iddialarını pek tanımasa da devlet idareleri bu teoriye dört elle sarılmış durumdalar. Özellikle Çin, Rusya gibi birçok ülkede bu teori mecburi bir inanç olarak görülüyor ve resmi devlet desteği ve himayesi ile gençlere telkin ediliyor.

Örneğin Çeçenistan'da Müslümanların maruz kaldıkları zulmün temelinde de, Rus Devleti'nin Darwinist hezeyanları var. Tıpkı önderi Stalin gibi Putin de, insanları evrim sürecinde geri kalmış, hayvandan farkı olmayan yaratıklar olarak görüyor. Ve evrim teorisinden aldığı destekle gözünü kırpmadan, vicdan azabı yaşamadan onları öldürtebiliyor, aç ve çaresiz bırakabiliyor, onlara rahatlıkla zulmedebiliyor.

İşte bu yüzden akıl ve vicdan sahibi her insanın tüm dünyayı kaplamış, belki yarın kendi kapısına da dayanabilecek olan bu büyük tehlikenin farkına varması ve hemen tedbir alması gerekmektedir. Bu beladan kurtulmanın tek yolu, Darwinizm'in iddialarını ve bundan kaynaklanan diyalektik materyalizmin hezeyanlarını fikren çökertmektir. Türk Milleti bu büyük tehlikenin şuuruna varmıştır. Bu akımlara geçit vermeyeceğini, yaptığı kültür atağı ile tüm dünyaya göstermektedir.

TARİHTEKİ DARWIN TUTKUNLARI İNSANLIĞA ZULÜMDEN BAŞKA HİÇBİR ŞEY GETİRMEDİLER

Komünist ideoloji ile yönetilen ülkelerin insanları, daima ezilmiş, zulüm görmüşlerdir. Bunun asıl sorumlusu ise Darwinizm'dir; çünkü Marksist düşünce, Darwinizm kaynaklıdır. Hatta Marksist felsefenin kurucusu olan Karl Marx "Das Kapital" adlı yapıtını hayran olduğu Darwin'e ithaf etmiştir. Dünyaca ünlü Marksist-evrimci bilim adamı Stephen Jay Gould da "Ever Since Darwin" adlı kitabında şunları yazmıştır:

"... Marx ile Darwin yazışırlardı ve Marx, Darwin'e büyük saygı gösterirdi... Aslında Darwin ... bir devrimciydi" (Stephen Jay Gould, Darwin ve Sonrası, s. 9)

Rusya'daki Ekim Devrimi'nin liderlerinden biri olan Trotsky ise "Evrim ve devrim aynı sürecin iki ayrı tarafıdır" sözleriyle Darwinizm-komünizm ilişkisini açıkça ortaya koymuştur.

Evrim ile özdeşleştirilen komünist devrim, şiddet, zulüm, acı, felaket getiren bir süreçtir. Devrimin ilkeleri evrim teorisinin ilkelerine göre belirlenmekte, Darwinizm'in güçlü olanla zayıf olan arasındaki yaşam mücadelesi iddiası toplumlara uygulanmaktadır. "Devrim"in tanımını Çin'in kanlı komünist lideri Mao Tse-Tung şu çarpıcı sözlerle açıklar:

"Bir devrim, bir ziyaret partisi ya da bir makale yazmak ya da bir resim çizmek ya da nakış işlemek değildir; o kadar kibar ve zarif, acele etmeden ve nazik, o kadar ılımlı, kontrollü ve yüksek ruhlu olmamalıdır. Devrim, bir isyan ve ayaklanma, bir sınıfın diğerini devirdiği bir şiddet hareketidir. (Mao Tse-Tung, Kızıl Kitap, 2. Bölüm: Sınıflar ve Sınıf Mücadelesi)

Ateşli Marksistler'in tüm bu sözleri, geçmişte Rusya, Çin gibi ülkelerde yaşanmış olan ve bugün Çeçenlere, Doğu Türkistan'daki Müslümanlara yapılan acımasız zulmün arkasında yatan ideolojinin Darwinizm olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu zulmün sona ermesi, dünyada barış ve huzurun hakim olması için Darwinist iddiaların geçersizliğinin ortaya konması gerekmektedir.

Bu fikri mücadelenin öncülüğünü de tarih boyunca her türlü sapkın ideolojiye karşı mücadele veren Türk Milleti yapmaktadır.

KOMÜNİST ÇİN YÖNETİMİ MAO'NUN KATLİAMLARINI DEVAM ETTİRİYOR

Komünist liderlerin en büyük yalanları "Komünizmin yaşandığı ülkelerde barışın, adaletin ve huzurun yaşanacağına" dair hayali vaatleridir. Oysa komünizm tarih boyunca hiçbir ülkeye barış ve huzur getirmemiştir. Aksine komünizmle birlikte katliamlar, cinayetler, bombalamalar, saldırılar bizzat devlet eliyle yapılır hale gelmiş, masum insanlara zulüm adeta bir devlet politikası olmuştur. Bunun en açık örneklerinden biri Komünist Çin yönetiminin Doğu Türkistan'daki Türklere yarım asırdır yaptığı büyük zulümdür.


1949 yılından beri yaklaşık 35 milyon Türk, acımasız komünist lider Mao ve onun takipçileri tarafından katledilmiş, sağ kalanlar diri diri toprağa gömülmüş, insanlık dışı işkencelere maruz kalmış, dinlerini yaşamalarına izin verilmemiştir. Ancak bu büyük zulüm Mao'nun ölümüyle sona ermemiş, günümüze kadar devam etmiştir. Şu anda da sebepsiz tutuklamalar, işkenceler, faili meçhuller, halk üzerinde devam eden nükleer denemeler, zoraki kürtajlar yeni yönetimin Mao'dan hiç de aşağı kalır yanı olmadığını göstermiştir.

MAOCU KIZIL ÇİN'DE UYGUR KADINLARI KÜRTAJA ZORLANIYOR, BEBEKLER DOĞAR DOĞMAZ ÖLDÜRÜLÜYOR


Maocu Kızıl Çin Uygur Türklerine bir çocuktan fazla çocuk sahibi olma hakkını tanımamaktadır. İlgili birimler tarafından, ikinci çocuğa hamile olan kadınların tespiti halinde, hamilelik safhası 9. ayında bile olsa bu durumdaki kadınlar, polis tarafından evlerinden alınarak, sağlıksız ve teknik donanımdan yoksun sözde sağlık merkezlerinde kürtaj edilmektedirler. Bunun neticesinde de birçok Uygur kadını hayatını kaybetmektedir.

Kürtaj bahanesiyle yapılan soykırıma bir örnek şöyledir: Ağustos 1997 tarihinde, Doğu Türkistanlı bir kadın kürtaj olmaya zorlanmış, ayrıca kocası da ağır para cezasına çarptırılmıştır. Zorla evinden alınan kadın bir fırsatını bularak sağlık merkezinden kaçmış ve bir mezarlıkta kendi başına bebeğini dünyaya getirmiştir. Daha sonra birinin yardımıyla mezarlıktan alınarak evine götürülen kadın bir ihbar üzerine yeniden yakalanmış ve götürüldüğü polis merkezinde bebeği sıcak suya batırılmak suretiyle katledilmiştir.

Bu örnek Doğu Türkistan'da katledilen binlerce anne ve bebekten sadece bir tanesidir.

Tüm dünya ile bağlantısı kesilen ve komünist Maocuların zulmü altında yaşayan Müslüman Türkler çaresizlik içinde yardım beklemektedirler. Onların tek kurtuluşu ve hamisi üstün vicdanı ile Türk Milleti'dir. Türk Milleti, öncelikle yaptığı kültür atağı ile, Mao hayranı komünistlere gereken cevabı vermekte ve onların ideolojilerini dayandırdıkları Darwinist felsefeyi yerlebir etmektedir. Bundan sonraki aşama ise Türk İslam ahlakının hakimiyetidir.

MAO HAYRANLARI, KOMÜNİST MAOCU ÇİN'İN DOĞU TÜRKİSTANLI SOYDAŞLARIMIZA UYGULADIĞI ZULMÜ GÖRMÜYORLAR MI?



Tarihin en zalim diktatörlerinden biri olan Mao, 35 milyon UygurTürkü'nü katlettirdi. Sağ kalan halk diri diri toprağa gömüldü, öldüresiye dövüldü, işkencelere maruz bırakıldı. Bu zulüm hiç azalmadan aynı şekilde devam etmektedir. Komünist Çin hükümeti hala Uygur Türkleri'ni nükleer denemelerle, akıl almayacak işkencelerle katletmeye devam ediyor.

Mao, 1949 yılından sonra 35 milyon Uygur Türkü'nü katlettirdi. Sağ kalanlar ise diri diri toprağa gömüldüler, öldüresiye dövülerek çıplak halde karlarda yatırıldılar, iki bacağı iki ayrı öküze bağlanarak ortalarından ikiye bölündüler. Dinlerini yaşamalarına izin verilmedi.

Bugün Komünist Mao'nun Kızıl Çin'i aynı zulme devam etmektedir. Hiçbir insan hakları kurumunun girmesine izin verilmeyen, haberleşmesinin tamamen komünist Maocu Çin devletinin kontrolü altında olan Doğu Türkistan'da soydaşlarımız büyük bir zulüm altında yaşamaktadırlar.

İki yıl içinde (1995-1997) Çinliler tarafından sebepsiz yere tutuklanan Uygur Türklerinin sayısı 560 binden fazladır.

1995 ile 1997 yılları arasında Doğu Türkistan'ın genelinde Kızıl Çin'in işkencesi sonucunda öldürülen ve kaybolanların sayısı 5000'den fazladır.

Milli ve dini değerlerini korumak için ölüm kalım savaşı veren Doğu Türkistanlı soydaşlarımıza dünyanın hiçbir yerinde rastlanmayacak işkenceler uygulanmaktadır. Önce ayaklarının altı çivilenen masum insanlar, daha sonra saatlerce buz üstünde tutulmakta, elleri ve ayakları donunca da kesilmektedir.

1964'den bu yana Çin'in, Doğu Türkistan'da bulunan nükleer merkezinde yaptığı 44 nükleer deneme sonucunda 210 bin insan hayatını kaybetmiştir, binlercesi ise sakat kalmış, kanser gibi hastalıklara yakalanmış, binlerce çocuk sakat doğmuştur.

Komünist Çin bugün soydaşlarımızı Türk ve Müslüman oldukları için soykırıma uğratırken, bazı Maocular'ın halen Mao hayranlıklarını dile getirebilmeleri çok vahim bir durumdur. Zayıf bırakılmış, dünya ile irtibatı kesilmiş, çaresizlik içinde yardım bekleyen bu insanlara yardım elini uzatacaklarına, onlara zulmedenlerin önderlerini övecek kadar ileri gidenler, Türk Milleti'nin güçlü vicdanında yargılanmaktadır.

Türk Milleti Maocular'a, Marksist Leninistler'e cesaret veren Darwinizm kökenli Diyalektik Materyalizm gibi felsefelerin önünü keserek, insanlığa büyük bir hizmette bulunmaktadır.


Tarihin en zalim diktatörlerinden biri olan Mao, 35 milyon UygurTürkü'nü katlettirdi. Sağ kalan halk diri diri toprağa gömüldü, öldüresiye dövüldü, işkencelere maruz bırakıldı. Bu zulüm hiç azalmadan aynı şekilde devam etmektedir. Komünist Çin hükümeti hala Uygur Türkleri'ni nükleer denemelerle, akıl almayacak işkencelerle katletmeye devam ediyor.

KOMÜNİST MAO, KANLI DEVRİMİNİ DARWINİZM'E DAYANDIRMIŞTI


Çin'de kanlı ve acımasız bir devrim yapan Mao, Darwinizm'in Çin devrimi için önemini ise şöyle açıklamıştı:

"Çin sosyalizminin temeli, Darwin'e ve evrim teorisine dayanmaktadır" (K. Mehnert, Kampf um Mao's Erbe, Deutsche Verlags-Anstalt, 1977)

Darwinist Mao'nun "Kızıl Muhafızlar" adını verdiği militanlar, ülkeyi tam bir terör ortamına sürükledi. Mao'nun direktifleriyle 6 ila 10 milyon arasında kişi doğrudan öldürüldü, on milyonlarca karşı devrimci ömürlerinin önemli bir bölümünü cezaevlerinde geçirdi ve 20 milyonu buralarda öldü. Mao'nun, insanları hayvan gibi gören ve dolayısıyla hayatlarına önem vermeyen Darwinist projelerinin feci bir sonucu olarak 20 ile 40 milyon arasında insan ise açlıktan öldü.

Kızıl muhafızların yaptıkları zulüm, Le Livre Noir du Communisme (Komünizmin Kara Kitabı) isimli kitapta, şöyle bir örnekle anlatılmaktadır:

"Hepsi ölüme mahkum edilen devrim karşıtları, bütün halkın davet edildiği açık duruşmalarda, Kızıl muhafızlar tarafından parçalanıyorlardı. Halk ise bu esnada "öldür öldür!" diye bağırıyordu. Kızıl Muhafızlar bazen parçaları kızartıp yiyor ya da hala canlı olan mahkumun gözleri önünde ailesine yediriyordu; herkes "eski mülk sahibi"nin karaciğerinin ve kalbinin yendiği ziyafetlere ve konuşmacının yeni kesilmiş kafalardan yapılmış bir kazık dizisi önünde konuştuğu toplantılara davetliydi. Çin'de yamyamlığa varacak kadar şiddetlenen nefret ve vahşet hakimdi."

Bugün Mao yaşamıyor. Ancak buna rağmen Çin devleti Darwinist Mao'nun ilkelerinden ve zalimliğinden vazgeçmiş değil. Doğu Türkistan halkına uygulanan zulüm bunun sadece bir örneği. Asıl tehlike ise, Mao gibi 20. yüzyılın en acımasız ve zalim diktatörlerinden birini, değerli bir entellektüel gibi göstermeye çalışan günümüz komünistleridir.

Bu sinsi tehlikeye karşı kullanılacak en etkili yöntem Darwinizm'in, komünizmin ve Mao'nun gerçek yüzünü insanlara ilmi ve tarihi delilleri ile anlatmaktır.

MAOCULUĞUN PROPAGANDASINI YAPANLAR, NEDEN DOĞU TÜRKİSTANLI MASUM HALKA YAPILANLARI GÖRMEZLİKTEN GELİYORLAR?

Mao, 20. yüzyıla kanlı bir devrimin eli kanlı lideri olarak geçti. Ancak onun tüm insanlığa yaptığı en büyük kötülük, arkasında sayıları milyonları aşan bir taraftar kitlesi bırakması oldu. Mao'nun kanlı mirasçıları hergün yeni bir zulümle gazetelerde yer alıyorlar. Bir gün savunmasız insanları idam ediyor, ertesi gün bebekleri öldürüyor, başka bir gün insanlar üzerinde nükleer denemeler yapıyorlar…

Maocu vahşetin en büyük hedefi ise Doğu Türkistan'da yaşayan Uygur Türkleri. Hem Müslüman oldukları, hem de etnik bir azınlık oluşturdukları için Pekin rejiminin hedefi haline gelen Uygur Türkleri, Mao'nun iktidara geldiği 1949 yılından itibaren kesintisiz bir soykırımla karşı karşıyalar.

Müslüman Uygurların bir taneden fazla çocuk sahibi olmalarının yasaklandığı Doğu Türkistan'da, bu yasağa uymayanların çocukları "nüfus planlaması" adı altında daha anne rahminde iken kürtajla katlediliyor veya doğduktan sonra boğularak öldürülüyorlar. Gazetede yer alan bir haber ise bu vahşetin insanlık dışı bir yönünü daha ortaya koyuyor. Buna göre her bölgede çalışan doktorlara imha edecekleri cenin miktarı için bir kota oluşturuluyor ve doktorlar bu kotayı aşabilmek için adeta birbirleri ile yarışıyorlar. Ayrıca Müslüman annelerin erken doğum yapmaları için üzerlerine çıkılıp karınları eziliyor…

MAO'NUN ÜLKESİ ÇİN = CİNAYETLER, İDAMLAR, KATLİAMLAR…

Mao, insanlık tarihinin en büyük katillerinden, Çin'de gerçekleştirdiği devrimi ise insanlık tarihinin en kanlı dönemlerinden biridir. Mao, ardında 50 milyona yakın ölü, on milyonlarca işkence mağduru insan bırakmıştır. Ne var ki onun 1976 yılındaki ölümü de Çin halkı için hiçbir şey değiştirmemiş, karanlık ideolojisi ile eğitilen yeni katiller masum insanların katletmeye devam etmişlerdir.

Darwinizm'e olan bağlılıklarıyla, insani değerlerden ve dinin güzelliklerinden uzak, sevgisiz, insaniyetsiz ve şiddetten zevk alan insanlar olan Maocular bugün hala aynı vahşeti yaşatmaktadırlar. Her gün toplu idamların gerçekleştiği Çin'le ilgili geçtiğimiz hafta gazetelerde çıkan bir haber, Maoculuğun kanlı yüzünü tüm çıplaklığıyla ortaya koymuştur.

Bir aileye 1'den çok çocuk hakkı tanınmayan Çin'de, insanlar dünyaya gelen bebeklerini sokaklara terk etmektedirler. Aşağıdaki resimde görülen yeni doğmuş bebek de ailesi tarafından işlek bir yol üzerinde terk edilmiş ve yüzlerce insanın umursamaz bakışları arasında çırpınarak can vermiştir. Bu resimler hala Maoculuğun savunuculuğunu yapan ya da komünizmin öldüğünü iddia edenlere bir cevap niteliğindedir.

MAOCU ÇİN'DE KOMÜNİZM EN VAHŞİ HALİYLE YAŞAMAYA DEVAM EDİYOR

Mao'nun döneminde Çin'de, insanlar ortada somut bir neden olmadan Kızıl Muhafızlar tarafından evlerinden, sokak ortasından alınarak hapsediliyor, işkenceye uğruyor veya öldürülüyorlardı. Mao bugün yaşamıyor, ancak ilkeleri Çin devleti tarafından sadakatle korunuyor.

Çin'in en büyük gazetelerinden biri olan Halkın Günlüğü'nde çıkan bir haber, Çin toplumuna yapılan zulmün ve adaletsizliğin hala aynı hızla devam ettiğini ortaya koymaktadır. Bu haberde, Devlet Başkanı Jiang Zemin tarafından 7 Nisan'da Fujian eyaletinde başlatılan, daha sonra ülke geneline yayılan kampanya çerçevesinde 10 bin kişinin gözaltına alındığı, 500 kişinin ise idam edildiği ifade edilmiştir. Genellikle kafaya kurşun sıkılarak idam etme yöntemi kullanılan Çin'de, bir yılda idam edilenlerin sayısının, dünyanın diğer ülkelerinde bir yılda idam edilenlerin toplamına eşit olduğu belirtiliyor.

Bu haberden de açıkça anlaşıldığı gibi Çin hala bir "Mao çılgınlığı" ile yaşamaktadır. Bu durum komünizmin insanlık için ne kadar büyük bir tehlike olduğunu bize bir kez daha göstermektedir. İşte bu sinsi tehlikenin ve insanı hayvan gibi gören tüm kanlı ideolojilerin dayanak noktası Darwinizm'dir. Bu nedenle Darwinizm'in gerçek yüzünün ilmi ve tarihi delilleri ile anlatılması, komünizmin sinsi yüzüyle nasıl gizlenerek pusuda beklediğinin insanlara fark ettirilmesi çok önemlidir.

KOMÜNİST ÇİN'DE, MAO DÖNEMİNDE YAŞANAN ZULÜM HALA BİTMEDİ

1949 yılında Mao'nun komünist gerillalarının iktidarı ele geçirmeleriyle birlikte Çin'de büyük bir zulüm başlamıştı. Mao'nun Büyük Atılım politikasını takip eden 1958-1961 yılları arasındaki suni kıtlık sırasında tam 40 milyon Çinli hayatını kaybetti. Doğrudan Mao'nun direktifleriyle 6 ila 10 milyon kişi katledildi.

20 milyon kişi ömürlerinin büyük bir bölümünü cezaevlerinde geçirdi. Kültür devrimi sırasında da milyonlarca insan vahşice öldürüldü, insanlık dışı işkencelere maruz kaldı. Mao 1976 yılında öldü ve arkasında 50 milyonu aşkın ölü, on milyonlarca işkence görmüş insan ve karanlık bir ideoloji bıraktı. Ancak Çin'de zulüm bitmedi.

Çok yakın bir zamanda Çin'de "toplu bir idam gösterisi" gerçekleştirildi. İlk önce adeta bir geçit törenindeymiş gibi polis eşliğinde, elleri bir aracın demirlerine kelepçeli olarak halka teşhir edilen 113 kişi, ibret olsun diye saatlerce halkın içinde dolaştırıldı. Daha sonra da büyük bir stadyumda, halkın gözleri önünde idam edildi. Ancak bu Çin'deki ne ilk ne de son idam gösterisiydi. Uluslararası Af Örgütü'ne göre, 1999'da Çin'de 1263 kişi idam edildi ve bu sayının sadece idamların bilinen kısmı olduğu da ifade edildi.
İşte bu gerçekler komünizm öldü diyenlere bir cevap niteliği taşımaktadır.

DARWINİST-FAŞİSTLER, KATİLLERİ KAHRAMAN İLAN EDERLER

Faşistler, aşırı duygusallık ve coşku ile kitleleri kendilerine bağlayarak, yönlendirirler. Bunun için türlü taktikler kullanırlar. Amerikalı araştırmacılar Baigent, Leigh ve Lincoln Nazilerin ünlü Nürnberg mitinglerindeki romantik beyin yıkama yöntemlerini şöyle tarif ederler:

"Kötü şöhrete sahip Nürnberg mitinglerinde... herşey -üniformaların ve bayrakların renkleri, konuşmacıların yeri, programın gece yarısına denk getirilmesi, spot ışıklarının kullanımı, zamanlama- çok dikkatli şekilde hesaplanırdı. Bu mitinglerde çekilen filmler, insanların adeta kendi kendilerini sarhoş ettiklerini, kendilerini bir tür transa soktuklarını, "Sieg Heil" şeklindeki Nazi sloganını sürekli tekrarlayarak Hitler'e adeta taparcasına Nazi selamı verdiklerini göstermektedir. Kitlelerin yüzünde bomboş bir zihnin getirdiği mutluluk okunmaktadır... " (The Messianic Legacy, Corgi Books, s. 194)

İşte Hitler, insanlara birbirlerini ırklarından dolayı öldürmeyi, savaşı, acımasızlığı bu "romantik milliyetçi" yöntemlerle meşru gösteriyordu. Romantik milliyetçiliğin kökeni ise Darwinizm'di. Ünlü araştırmacı Daniel Gasman, Darwinizm'in, bu aklı kapatan, insanları coşturarak cinayet işlemeye kadar teşvik eden romantik akım üzerindeki etkisini şöyle açıklar:

"Denebilir ki, Darwinizm, Almanya'da Alman romantizminin bir izdüşümü olmuştur... Darwinizm'in Almanya'da aldığı şekil, bir tür sahte bilimsel doğa dini, ırkçılıkla karışık bir doğaya tapınma mistisizmidir."
Türk Milleti akılcılıktan tamamen yoksun bu tür safsatalara hiçbir zaman izin vermemiş, derhal önünü kesmiştir. Bugün de faşizmin Darwinizm'den kaynaklanan bu karanlık yüzünü tüm dünyanın gözleri önüne sermektedir.

DARWİNİST FAŞİST MUSSOLİNİ'YE GÖRE BARIŞ ZARARLIYDI


Mussolini: "Faşizm devamlı sulhun zararlı olduğuna inanmıştır. İnsan kudretini en yüksek mertebesine çıkaran savaştır" der. Diğer bir ifadesinde ise; "Faşizm, bütün dünyanın birbirleriyle kucaklaşmasını reddeder. Medeni milletler topluluğu içinde yaşamakla beraber, her birine meydan okuyarak bakar" ifadelerini kullanmıştır.

Yukarıdaki sözlerinden de anlaşıldığı gibi Mussolini bir evrimci olarak, Darwin'in "Hayat bir savaştır, yaşam mücadelesinde güçlü olanlar kazanır, zayıf olanlar kaybeder" prensiplerine inanmıştır. Bu fikirleri doğrultusunda İtalyan halkını savaşa zorlamış; Arnavutluk, Habeşistan ve Yugoslavya'nın Fiume limanı başta olmak üzere pek çok yeri işgal etmiştir. Bu ülkelerin halklarını öldürmüş, onlara zulmetmiş; hatta Habeşistan halkının üzerinde zehirli gaz kullanarak insanların acı çekerek ölmelerine sebep olmuştur.

Mussolini'nin kendisi gibi bir Darwinist faşist olan Hitler ile birlikte sebep oldukları savaşın faturası son derece ağırdır. İkinci Dünya Savaşı, insanlık tarihinin en yıkıcı, en ölümcül savaşı olarak tarihe geçmiştir.
Ancak yaşanan acılar insanlara çok büyük bir tecrübe kazandırmıştır. Tarihin tekerrürünü önlemek için ilk yapılması gereken şeyin Darwinizm'le ve Darwinist liderlerle mücadele etmek olduğu anlaşılmıştır.

FAŞİZM SİNSİCE ŞEKİL DEĞİŞTİRİYOR

Charles Darwin evrim teorisiyle insan ırklarının kıyasıya bir yaşam mücadelesi sürdürdüklerini iddia etmişti. Dahası, bu mücadelenin evrimsel gelişme için gerekli olduğunu, yani bazı insan ırklarının yok edilmesinin insanlığın gelişmesini sağladığını savunmuştu.

Evrim teorisinin insan toplumlarına uygulanmasıyla ortaya çıkan "Sosyal Darwinizm" 1850'lerden bu yana gelişen bütün ırkçı düşüncelere ilham verdi. 20. yüzyılda dünyayı kana bulayan Hitler, Mussolini, Franco ve diğer faşist liderlerin yaptıkları katliamlar ve zulümler, Darwin'in evrim teorisinin "güçlüler yaşar, zayıflar ölür" prensibinden kaynaklanıyordu.

Faşizm savunucuları milyonlarca masum insanı katlederken, bu korkunç cinayetleri "ırkın saflaştırılması" ve "aşağı ırkların temizlenmesi" adı altında sözde "bilimsel" bir temele dayandırmışlardı.

Günümüzde, Darwinizm'in ırkçı yorumu olan faşizm bu kez "nasyonalizm" adı altında sinsice şekil değiştirerek insanlığı tehdit etmektedir. Bu sinsi tehlikeye karşı her zaman dikkatli ve temkinli olmak şarttır.

Faşizmin çarklarına kapılan insanların çoğu bu tehlikenin farkında olmayabilir. Ancak ırklar arasında eşitsizliği, üstün ırkların hegemonyasını savunan faşizm, insancıllıktan, medeniyetten, sevgi ve hoşgörüden, sanat ve estetikten, güzel ahlaktan yoksun bir toplum meydana getirir. "Yaşam bir mücadeledir; güçlü olan zayıfı yokeder ve böylelikle hayatta kalır" anlayışını toplumlara sinsice empoze eder. 21. yüzyılda nasyonalizm maskesinin arkasından çirkin yüzünü gösteren faşist ideoloji ve insanlığı 150 yıldır zulüm ve kaosa sürükleyen Darwinizm, bazı çevrelerce ısrarla ayakta tutulmaya çalışılmaktadır. Bugün tüm bu belalara karşı en etkili mücadele yöntemi, sorunu kökünden çözmek ve Darwinist düşünceyi fikren mağlup etmektir.

DARWIN'İN TEŞVİK ETTİĞİ IRKÇILIK, AVRUPA'DA HALA HÜKÜM SÜRÜYOR!


Darwin, ırkçılığın babasıdır. İnsanın Kökeni isimli kitabında ırkçı görüşlerini şöyle açıklamıştır:

"Belki de yüzyıllar kadar sürmeyecek yakın bir gelecekte, medeni insan ırkları, vahşi ırkları tamamen yeryüzünden silecekler ve onların yerine geçecekler. Öte yandan insansı maymunlar da… kuşkusuz elimine edilecekler. Böylece insan ile en yakın akrabaları arasındaki boşluk daha da genişleyecek. Bu sayede ortada şu anki Avrupalı ırklardan bile daha medeni olan ırklar ve şu anki zencilerden, Avustralya yerlilerinden ve gorillerden bile daha geride olan babun türü maymunlar kalacaktır."

Darwin'den sözde bilimsel bir destek alan ırkçılık bugün hala Avrupa'da ve Amerika'da büyük bir oranda sürdürülmektedir. Son zamanlarda gazetelerde ırkçılıkla ilgili çıkan haberlerden sadece birkaçı bu büyük tehlikenin önemini göstermektedir:

"İngiltere hükümeti; Tamiller, Rumlar, Somalililer, Arnavutlar, Afganlar, Çinliler ve Rumenler'e sınır kapılarında "farklı muamele" yapma kararı aldı." (4 Mayıs 2001)

"250 çocuk köle taşıyan hayalet geminin Ekvator Ginesi'nin başkenti Malabo'da olduğu belirlendi. Kaptanın yakalanmamak için çocukları denize atmasından korkuluyor... Siyah kölelerin denize atılması, tarihte de çok yaygın uygulanan bir yöntem. Yasadışı köle ticareti yapılan gemilerin yakalanma riski belirince köleleri bir zincire bağlayarak denize attıkları biliniyor." (17 Nisan Salı)

"Moskova'da Kafkas kökenlilerin satış yaptığı bir pazara, ırkçı dazlakların saldırısında 10 pazarcı yaralandı. Kremlin sarayındaki bir başka saldırıda ise bir Çeçen genç bıçaklanarak öldürüldü." (22 Nisan 2001)

"ABD'nin en yoksul eyaleti Mississippi'de düzenlenen referandumda beyazlar, ırk ayrılığının simgesi konfederasyon bayrağından vazgeçmedi." (19 Nisan 2001)

Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün olanınız, takvaca en ileride olanınızdır. (Hucurat Suresi, 13)