ÇÖZÜM;KURAN AHLAKI

DARWINİZM'İN İNSANLIĞA GETİRDİĞİ BELALARA KARŞI ÇÖZÜM: KURAN AHLAKI

Allah'ın varlığını inkar eden, tesadüfleri ilah edinen, savaşları, mücadeleyi, egoizmi gelişmenin tek yolu olarak gösteren Darwinizm, 20. yüzyılda insanlığa sayısız kötülük ve bela getirdi. Darwinizm'in açtığı yaraların tamamen iyileştirilmesinin tek yolu, Allah'ın insanlar için rehber olarak indirdiği Kuran'a sarılmaktır.

Kuran ahlakı, 21. yüzyılda tüm insanlığa güzellik ve aydınlık getirecektir. Vicdanlı ve sorumluluk sahibi Türk milletinin onurlu çabası ile, dünya Darwinizm'in ahlaksızlığından kurtulacak, Kuran ahlakının güzelliklerini yaşayacaktır.


DARWINİST AHLAKIN GETİRDİĞİ BELALAR

Savaş 
Egoistlik 
Düşmanlık
Dehşet - korku 
Kaos - kargaşa
Acımasızlık - zulüm
Kıtlık - fakirlik
Çıkarcılık
Mutsuzluk - karamsarlık
Çirkinlik
Sahtekarlık
İnsaniyetsizlik

KURAN AHLAKININ GETİRDİĞİ GÜZELLİKLER

Barış 
Fedakarlık
Sevgi
Güven
Huzur
Merhamet-şefkat
Bereket - zenginlik
Dayanışma
Sevinç - iyimserlik
Estetik
Dürüstlük
İnsancıllık


ZAVALLI KADINLAR, ÇOCUKLAR, YAŞLILAR, ZULME UĞRAYAN BÜTÜN INSANLAR İÇİN SİZ DE BİRŞEYLER YAPABİLİRSİNİZ


21. YÜZYIL, ALLAH'IN İZNİYLE İMANLI TÜRK MİLLETİ'NİN TÜM BU SORUNLARI DÜZELTECEĞİ YÜZYIL OLACAK!

Dünya ülkelerindeki Müslümanların şu an içinde bulundukları kargaşa, genel olarak ülkelere hakim olan istikrarsızlık, açlık ve sefalet ortadadır. Türk milleti, kimi irticanın pençesinde olan, kimi iç savaşlarla boğuşan dünya Müslümanlarını yaşadıkları sıkıntılardan kurtarma görevini üstlenmeye hazırdır.

YERYÜZÜNDE ADALETİN, BARIŞIN VE KARDEŞLİĞİN SAĞLANMASI ANCAK KURAN AHLAKI'NIN YAŞANMASIYLA MÜMKÜN OLACAKTIR


Bugün dünyanın dört bir yanındaki Müslüman ülkeler iç çatışmalarla, savaşlarla, aşırı hareketlerle ve türlü sıkıntılarla mücadele etmektedir. Filistinlisi'nden Azeri Türkü'ne, Özbeki'nden Çeçen'e kadar tüm Müslüman halkları, adeta nefeslerini tutmuş bir şekilde bir yardım eli bekliyorlar. Asırlardır İslam'ın bayraktarlığını yapan Müslüman Türk milleti ise modern, aydınlık ve güçlü yapısıyla, gericilikten ve aşırılıktan uzak katıksız din anlayışıyla tüm Müslüman ülkelerin sorunlarını çözebilecek, bu şerefli görevi üstlenebilecek en uygun yapıya sahiptir. Yeryüzünde eksikliği hissedilen adaletin, barışın ve kardeşliğin sağlanması Müslüman Türk'ün rahatlıkla başarabileceği bir iştir. Türk milletinin İslam ahlakıyla birleştirdiği iman, cesaret, azim, sabır, irade gibi üstün nitelikleri dünya milletlerine örnek olacaktır.

ÇEÇENİSTAN

Rusya yıllardan bu yana tüm dünyanın gözleri önünde Çeçen halkına karşı çok büyük bir vahşet uygulamaktadır. Sadece son bir yıl içinde yaklaşık olarak 45 bin sivil ve 3 bin Çeçen askeri hayatını yitirmiştir. 500 bin kişi mülteci durumuna düşmüştür ve halen çok zor şartlar altında hayatını devam ettirmektedir. Yapılan kısıtlı yardımlar ise yerine ulaşmamakta, Rus Olağanüstü Hal Bakanlığı tarafından her türlü yardıma el konmaktadır.


FİLİSTİN

Yarım asırdan fazla bir süredir işgalci İsrail yönetiminin ağır baskısı altında hayatlarını devam ettirmeye çalışan Filistin halkı, özellikle de son aylarda artan şiddet olayları nedeniyle çok büyük zorluklar altındadır. Her gün birkaç kişi –özellikle de çocuklar ve gençler- hayatını yitirmekte, insanlar bombaların altında hayatını devam ettirmeye çalışmaktadır. Şu ana kadar 100 binden fazla kişi ölmüş ve 4 milyona yakın kişi mülteci konumuna düşmüştür.


AFGANİSTAN


Yıllardır süren iç savaşlar nedeniyle bir türlü istikrar ve huzura kavuşmamıştır. Barışın sağlanması durumunda Orta Asya ülkeleri üzerinde etkisi olacağı tahmin edilen Afganistan'daki bu iç çatışmalar, dış güçlerin etkisiyle devam etmekte, ambargolar ise en çok masum insanları etkilemektedir. Bu çatışmalar sonucunda 2 milyona yakın kişi hayatını yitirmiştir ve yaklaşık 2.5 milyon kişi mülteci durumuna düşmüştür.


ENDONEZYA


Dünyanın en kalabalık Müslüman ülkesi olan Endonezya'da iç çatışmalar şiddetlenerek devam ediyor. Suharto yönetimi altında çok büyük baskılar gören Endonezyalı Müslümanlardan yüzbinlercesi hayatını yitirdi, binlerce insan kayıp, binlercesi de mülteci konumunda. Daha önceden İslami bir yönetime sahip olan bağımsız Açe Sumatra, Endonezya hükümeti tarafından ilhak edildiğinden beri ülkede olaylar dinmiyor ve ölüm haberleri gelmeye devam ediyor.


KEŞMİR


Keşmir'deki Hint zulmü yarım asıra yakın bir dönemdir, şiddetlenerek devam ediyor. Dünyanın en önemli altın, zümrüt ve yakut yataklarına sahip olan Keşmir halkının tek isteği dinlerini rahatça yaşayabilecekleri, çocuklarını istedikleri gibi eğitebilecekleri, huzurlu ve barış dolu bir hayat. Şu ana kadar yaklaşık 70 bin Keşmirli Müslüman hayatını yitirdi, 5000'e yakın kadın tecavüze uğradı ve on binlerce insan mülteci olarak hayatını devam ettiriyor.


AZERBAYCAN


Azerbaycan topraklarının yüzde 20'si halen Ermeniler'in işgali altında bulunuyor. Ermeni güçleri tarafından çok büyük bir etnik soykırıma tabi tutulan ülke halkının, büyük bir bölümü mülteci konumunda yaşıyor. Azerbaycan genelinde oluşturulan 50'den fazla göçmen kampında, 1 milyona yakın Azeri Türkü çok büyük yokluklar, salgın hastalıklarla mücadele ediyor.

DOĞU TÜRKİSTAN

Doğu Türkistan'daki Müslüman Türk halkına Komünist Çin yönetimi tarafından uygulanan şiddetli işkence, baskı, insanlık dışı muamele ve haksız tutuklamalar yarım asırdan fazla bir zamandır devam etmektedir. Sadece patlatılan bomba ve termo-nükleer bombaların sonucunda yaklaşık olarak 250 bin kişinin katledildiği tahmin edilmektedir. Son 6 ayda 1700 kişi kurşuna dizildi, 36.000 kişi kurşuna dizilmek için sırada bekliyor.


FİLDİŞİ SAHİLİ

19 milyonluk ülke nüfusunun yüzde 25'ini oluşturan Müslümanlar iktidarı bir darbe ile ele geçiren askeri cunta yönetimi tarafından çok büyük bir katliama maruz bırakıldılar. Yer yer asker ve polislerin de katıldığı katliamlarda çok sayıda

Müslüman ya kurşunlanarak ya da bağırsakları deşilerek veya işkence ile öldürüldü.


TELEVİZYONU AÇTIĞINIZDA, GAZETENİZİ OKURKEN ZULME UĞRAMIŞ, KATLEDİLMİŞ İNSANLARLA KARŞILAŞMAYACAĞINIZ GÜNLER ÇOK YAKINDA GELECEK…




Rus zulmü altında büyük bir soykırıma tabi tutulan Müslüman Çeçen halkı, İsrail'in işgalci politikası ile yıllardır mücadele eden Filistin halkı, Keşmir'de Hint zulmüne karşı direnen Müslümanlar, Çin hükümetinin baskısı altında ezilen savunmasız Uygur Türkleri ve Kosova'da, Bosna'da, Arnavutluk'ta, Suriye'de, Filipinler'de, Burma'da, Afganistan'da, Çad'da, Endonezya'da, Eritre'de yıllardır zulüm gören masum insanlar…

Faşist ve komünist yönetimlerin bütün dünya halklarına, özellikle de müslüman halklara yaptıkları insanlık dışı katliamları tüm dünya sessizce izliyor. Her gün gazetelerde, televizyonlarda gözü yaşlı anneler, kefene sarılı bebekler, sefalet içindeki insanlar, sakatlar, yaralılar< yer alıyor. Belki herkes olan bitenleri alışkın olduğumuz sözlerle kınıyor, belki yaşananların vicdani sıkıntısını çekiyor ve bu zulmün durmasını istiyor. Ancak gerçek anlamda çözüm üreten, bu katliamları durduran hiç kimse yok. Sorunların asıl kaynağının dinsizlik olduğunu kavramış olan Türk milleti, dünyayı kaplamış olan kaosun üstesinden gelebilecek yegane millettir.

DARWINİZM'İN 150 YILDIR SÜREN TAHRİBATI BÜYÜKTÜR, ANCAK BÜTÜN BUNLARIN TEK BİR ÇÖZÜMÜ VARDIR

Hiç düşündünüz mü? Rusya'da; Neden 150 yıldır merhamet, hürmet bilinmiyor? Neden saygı, şefkat, yardımlaşma gibi güzellikler yaşanmıyor?Neden insanlar komünizmin getirdiği yoksulluk ve açlık içinde kıvranıyorlar?Neden Rusya denince insanların aklına ahlaki dejenerasyon ve sefalet geliyor?Neden aynı sistem azgınlaşarak devam ediyor?

Dinsizlik bir beladır. Rusya'da yaşananlar Darwinist-materyalist fikirlerin neden olduğu dinsizliğin, toplumlara getirdiği belalardan sadece birkaçıdır. Tek çözüm insanların Darwinizm'in safsatalarına karşı bilinçlendirilmeleri ve Kuran ahlakının yaygınlaştırılmasıdır.

Dünya üzerinde asırlardır çözülmeyen, herkesin de bu şekilde kabul ettiği pek çok problem vardır. Bunlardan biri de fakirlik, salgın hastalıklar, savaşlar ve tedavi imkanlarının eksikliği gibi nedenlerle her yıl milyonlarca çocuğun hayatını kaybetmesidir.

UNICEF'in 2001 raporuna göre her gün 30 bin, bir yıl içindeyse 11 milyon çocuk önlenebilir hastalıklar yüzünden ölmektedir. Bunun yanısıra her yıl çatışmalar ve savaş şartları nedeniyle 20 milyon çocuk evinden uzaklaşıp, mülteci konumuna düşmekte ve çok zor şartlar altında hayatını devam ettirmek zorunda kalmaktadır. Çoğu beş yaşın altında olan bu çocukların ölüm nedenleri ise besin yetersizliği, gerekli tedaviyi yaptıracak imkanları olmaması, ilaç ihtiyaçlarının giderilememesi ve zor yaşam koşullarıdır...

Ortada çok büyük bir sefalet vardır ve gerekli önlemler alınmazsa, bu sefaletin büyük bir hızla artmaya devam edeceği açıktır. Sadece belirli günlerde bu problemi hatırlayarak ya da yolda karşılaşılan dilenci çocuklara para vererek bu sorunun hallolmayacağı ise ortadadır.

Çözüm için yoksul çocukların eğitim, barınma, yiyecek, sağlık, giyecek gibi ihtiyaçlarını karşılayacak sistemli ve çok güçlü bir çalışma gerekmektedir. /p>
Bu ise ancak Kuran ahlakının tam olarak yaşanmasıyla mümkün olur. Çünkü Allah'a iman eden ve vicdanıyla hareket eden insanlar fedakar, hoşgörülü, adaletli, merhametli ve şefkatli karakterleri sayesinde ihtiyaç içinde olan her insana tüm imkanlarıyla yardımcı olacaklardır.

Böyle bir ortamda herkes Kuran'da tavsiye edildiği gibi kendisi ihtiyaç içinde olduğu halde yiyeceğini yoksula ve yetime yedirecek, kendisinin beğenmeyeceği şeyleri başkalarına vermeyecek, tüm insanları da vicdanlarını kullanmaya davet edecektir.

Dolayısıyla Kuran ahlakının yaşandığı bir ortamda çözülmeyeceği düşünülen tüm problemler bir anda ortadan kalkacak, barış ve huzur dolu yepyeni bir dünya inşa edilecektir. Bu şerefli hareketi başlatacak olan ise asırlar boyunca dünyaya nizam vermiş olan iman sahibi Türk milletidir.

YOKSULLUK VE SEFALETİN ORTADAN KALKMASI ANCAK KURAN AHLAKININ HAKİM KILINMASIYLA OLUR


Günümüzde yoksulluk sadece Afrika ülkelerini ya da Güney Asya'daki fakir ülkeleri ilgilendiren bir problem olmaktan çıkmıştır.

Dünyanın en gelişmiş ülkesi sayılan Amerika'da yoksulluk içinde yaşayan çocukların sayısı son 20 yılda 3 katına çıkmıştır. 1994'de 3 yaşın altındaki 4 çocuktan birinin yoksulluk içinde yaşadığı tahmin edilmektedir. Dünyanın dört bir yanında çöp karıştırarak yaşamını sürdüren, çok az bir para karşılığında hayatını tehlikeye atarak çalışmak zorunda kalan çocuklar, her türlü olumsuz koşula rağmen dışarıda yaşamak zorunda kalan evsizler, beslenme yetersizliğinden kaynaklanan çocuk ölümleri ve bunlar gibi yoksulluktan kaynaklanan daha pek çok problem bütün dünyanın gündeminde yer almaktadır.

Bir yanda çok büyük bir zenginlik ve refah yaşanırken, diğer yanda insanların bir parça ekmek bulamayıp, açlıktan hayatlarını kaybetmeleri aslında çok düşündürücüdür. Çünkü günümüzde dünya nüfusunun 5'te 1'lik bölümünü oluşturan zenginler, dünya gayri safi hasılasının 5'te 4'ünü denetimleri altında tutuyorlar. Bu, bazı insanların çok büyük bir zenginlik, refah içinde yaşarken, dünyanın çok büyük bir bölümünü oluşturan fakirleri, ihtiyaç içinde olan masum çocukları görmezden gelmeleri anlamına gelmektedir.

Tek çözüm Kuran ahlakının insanlar arasında hakim olmasıdır. Allah dünya zenginliklerinin toplumun çok küçük bir kesiminde toplanmasını "...Öyle ki (bu mallar ve servet) sizden zengin olanlar arasında dönüp-dolaşan bir devlet olmasın." (Haşr Suresi, 7) ayetiyle yasaklamış, "Onların mallarında dilenip-isteyen (ve iffetinden dolayı istemeyip de) yoksul olan için de bir hak vardır. (Zariyat Suresi, 19) ayetiyle de yoksullara yardımı emretmiştir.

DÜNYA ARTIK KAVGALARIN, ADALETSİZLİKLERİN, ÇATIŞMALARIN SONA ERMESİNİ İSTİYOR


Dünyada barış ve huzurun en büyük teminatı olan Türk milleti,geçmişte olduğu gibi günümüzde de Ortadoğu'da, Balkanlar'da ve Orta Asya'da önemli bir denge unsuru olacak, tüm bu milletleri barış ve güvenlik şemsiyesi altında toplayacaktır.

Bu şemsiyenin altında Ermeniler de, Yahudiler de, Filistinliler de rahat ve güven içinde yaşayabilirler.
Türki Cumhuriyetler zaten uzun zamandır bunun özlemi içindedirler. Ortadoğu'da ve Balkanlar'da ise insanlar barışı temin edecek bir kurtarıcı beklemektedirler.

Artık her gün gazetelere bakıp, bu insanlar için üzülmenin, hayıflanmanın zamanı geçti. Zaman, çözüm zamanıdır.

Türk Milleti, vicdanı, aklı ve yüksek ahlakı ile, insanların zulümden, kargaşadan, savaşlardan kurtulmalarına vesile olacak, onları karanlıklardan aydınlığa çıkaracak yegane millettir.

BİR YANDA AÇLIK, BİR YANDA İSRAF


AÇ İNSANLAR


ÇÖPE ATILAN SEBZELER


Dünyadaki mevcut besin kaynakları her insanın günlük ihtiyacını karşılayabilecek düzeydedir. Ama buna rağmen dünyada halen 800 milyondan fazla insan açlık çekmektedir.

Bugün dünyanın kimi ülkelerinde, kişisel çıkarlar uğruna ve sadece ürün fiyatını artırmak amacıyla kamyonlar dolusu sebze ve meyve çöpe atılıp israf edilmektedir. Dünya üzerinde, israf edilen bu ürünlere muhtaç olan ve açlık sınırında yaşayan insanların varlığı ise hiç hesaba katılmamaktadır.

Oysa, Allah israfı haram kılmıştır. Buna karşı, mevcut kaynakların akılcı ve verimli biçimde kullanılmasını, iyi planlama yapılmasını ve verilen nimetlerin hakkını vermeyi öğütlemiştir.

...Ürün verdiğinde ürününden yiyin ve hasad günü hakkını verin; israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez. (En'am Suresi, 141)

İnsanlığın yaşadığı bu sorunlar, imanlı, vicdanlı, şefkatli, merhametli ve fedakar bireyler tarafından çözülecektir.

YILLARCA DARWINİST-MATERYALİST FELSEFE İLE YÖNETİLEN RUS MİLLETİNİN SONU TÜM DÜNYAYA İBRET OLMALIDIR


Rusya'da bugün belanın, derdin, sıkıntı ve zorluğun her türlüsü yaşanıyor. Halk aç ve işsiz, insanlar verem, AIDS gibi salgın hastalıklardan ölüyorlar, gençler uyuşturucu batağının içine saplanmış durumda, ahlaki dejenerasyon sürekli tırmanıyor.

Rusya'da yaşananlar, Darwinist-materyalist-komünist ideolojilerin koskoca bir ülke halkını ne hale getirdiğinin ibret tablosudur. On yıllardır manevi değerlerden yoksun, Allah'ın varlığını inkar eden, insanları hayvan gibi, hayatı ise hayvanların hayatta kalma mücadelesi gibi gören felsefelerle yetiştirilen Rus milleti, büyük bir çöküşün eşiğinde.

Bu çöküşü ise Putin gibi komünistten dönme faşistlerin engelleyemeyeceği ortada.

Çözüm: Darwinist-materyalist felsefenin reddi ve Kuran ahlakının kabulüdür.

İnsanları Allah'ın yarattığı ruh sahibi varlıklar olarak tanıtan, insanlar arasında fedakarlığı, merhameti, şefkati, dayanışmayı esas kabul eden Kuran ahlakı, sadece Rus halkının değil, tüm dünyanın kurtuluşu ve refahı için tek çözümdür.

Türk Milleti, aklı ve vicdanı ile tarih boyunca yanıbaşındaki Darwinist-komünist tehlikeden korunmayı bilmiştir. Tüm dünyayı bu tehlikeye karşı uyaran da yine Türk Milleti'dir

AÇLIK VE SEFALETİ ORTADAN KALDIRMAK İÇİN ÇÖZÜM: KURAN AHLAKI


Geçtiğimiz aylarda yapılan bir araştırma dünya üzerinde yoksulluğun gün geçtikçe arttığını göstermiştir. BM raporları 900 milyonu Asya'da olmak üzere 1.2 milyar kişinin açlık sınırında yaşadığını ortaya koymaktadır. Ancak bunun nedeni dünyadaki besin kaynaklarının yetersiz olması değildir. Çünkü yeryüzündeki besin kaynakları tüm dünya nüfusunun ihtiyaçlarını rahatlıkla karşılayabilecek miktardadır.

Açlık çeken insanların temel ihtiyaçlarını karşılamak yılda yaklaşık 40 milyar dolara mal olmaktadır. Bu ise, dünyanın en zengin 225 insanının toplam mal varlığının yalnızca % 4'üdür. Dünya üzerindeki zengin kişilerin vicdanlı, merhametli, şefkatli, adaletli davranmaları durumunda, dünyada açlık diye bir sorun kalmayacaktır. Ancak bugün dinden uzak olan servet sahipleri, "Ve onların mallarında belirli bir hak vardır. Yoksul ve yoksun olan(lar)için" (Mearic Suresi, 24-25) ayetinde haber verilen sorumluluklarının bilincinde değildirler. Bu nedenle de açlık, yoksulluk gibi pek çok konu insanlara çözümsüz olarak sunulmaktadır.

Oysa çözüm çok kolaydır. Dinin getirdiği güzel ahlakın dünya genelinde yaşanması, tüm bu sorunların tek köklü çözümüdür. Merhameti, şefkati, vicdanı ve adaleti ile tüm dünyaya nizam getirmiş olan Türk Milleti, Türk İslam ahlakını dünyaya hakim kılarak, dünyadaki tüm kötülükleri güzelliklere çevirmeye taliptir.

ÇELİŞKİLER BARIŞ VE HOŞGÖRÜ İLE GİDERİLİR, KAVGA VE BOĞUŞMA İLE DEĞİL

Diyalektik materyalizm, insanlar arasında sürekli bir çelişki olduğunu ve bu nedenle daimi bir kavga ve savaş ortamı olması gerektiğini iddia eden bir zulüm felsefesidir. Sözde bilimsel temeli Darwin'in evrim teorisidir. Bu felsefeyi savunan komünistler, kıyamete kadar sürdürmeye niyetli oldukları acı, zulüm, kan dökme, boğuşma ve katliam ortamları oluşturmuşlardır.

Diyalektik materyalizm yüzünden, 20. yüzyılda komünizmi ve faşizmi benimseyenler birer kan dökme makinasına dönüşmüş ve her iki taraf birbirinin kanı ile beslenmiştir.

Oysa çelişkiler, vahşet ve katliam yapılmasını gerektirmez. Her çelişki, Kuran'da bildirildiği gibi akıl ve vicdan sahibi insanlar tarafından barış, huzur ve hoşgörü ortamında çözülür. Bunun için hayvanlar gibi kapışmak, saldırmak, parçalamak, kırıp dökmek gerekmez. Diyalektik materyalizmin aldatmacasına inanan milletlerin evlatları, birbirleri ile yıllarca savaşmışlar ve milletçe güçten düşmüşlerdir. Böylece Allah'ın Kuran'da bildirdiği bir gerçek tecelli etmiştir:

Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir. (Enfal Suresi, 46)

YERYÜZÜNDEKİ ZULMÜ DURDURMAK İÇİN...

Dünyanın dört bir yanında sürüp giden savaşlarda masum insanların, küçücük çocukların öldürülmesi vicdanınızı rahatsız ediyorsa, sırf belli bir ırka mensup oldukları için pek çok insanın haksız yere katledilmesi hamiyetinize dokunuyorsa, bilmelisiniz ki sadece sessizce eleştirmekle bu zulmün sonu gelmez. Kötülüklerin son bulmasını ve yeryüzüne iyiliğin hakim olmasını gerçekten istiyorsanız, son derece cesur davranmanız, zulmün yerini iyiliğin alması için çaba göstermeniz gerekmektedir.

"Peki ne yapmam gerekiyor?" diyorsanız, yapacağınız tek şey Allah'ın emrettiği güzel ahlakı uygulamak, hiç kimseden çekinmeden güzel ahlakta kararlı davranarak insanları doğru yola davet etmektir.

"İnsanlar ne derler?" diye düşünenler Allah yolunda gereği gibi cesaret gösteremezler. İman eden bir insan yalnızca Allah'tan korkmalı, yalnızca O'nun rızasını aramalıdır. Allah'ın sınırlarını korumak, O'nun insanlar için seçip beğendiği ahlakı uygulamak ve uygulatmak konusunda son derece azimli olmalıdır. İşte Allah bu kişilerden razı olur, bu kişileri cenneti ile müjdeler.

Kuran'da haberleri verilen peygamberler ve salih kimseler, cesaret konusunda müminlere örnektirler. Onlar, Allah yolunda büyük bir gayret göstermiş, Allah'tan başkasından hiçbir şekilde korkmamış, O'nun emrettiği güzel ahlakı sabır ve şevkle insanlara anlatmışlardır.

Müslümanlara düşen de bu üstün ahlakı örnek almak ve aynı şevkle dini yaşamak ve yaşatmaktır. Bu konuda kararlılık gösteren insanların sayısı arttıkça, dünyadaki zulüm de yok olmaya mahkumdur.

ZULME KARŞI DUYARSIZ OLMAK, ZULMEDENLERE ORTAK OLMAKTIR

"Bir Yılbaşı gecesi; El Halil kentinde sokağa çıkma yasağına uymadığı belirtilen bir Filistinli İsrail askerleri tarafından durdurulup, silahsız ve karşı eylemde bulunmadığı halde ayaklarından vuruluyor. Filistinli gencin ayağı parçalanmış halde "Beni Neden Vurdunuz" diye yerde kıvranırken İsrail askerleri hiçbir şey olmamış gibi yollarına devam ediyorlar." (03.01.2001 Milliyet Gazetesi)

Bu, gazetelerde her gün yer alan pek çok zulüm haberinden yalnızca biridir. İnsanlar bu gibi haberleri sıradan olaylar olarak görür ve konunun kendilerini o kadar da ilgilendirmediğini düşünürler. Oysa zulme karşı duyarsız olmak ve sessiz kalmak, zulme ortak olmak, ona yol açmaktır.

Gazetelerde ve televizyonlarda bu gibi haberlerle karşılaşmak istemiyorsanız siz de birşeyler yapabilirsiniz. "Ben ne yapabilirim ki" diye düşünmeyin. Unutmayın ki tüm bu vahşetin, zulmün kaynağı dinsizliktir. Dünyada hakim olan zulmü durdurmak için tek çözüm ise şefkat ve merhameti, adalet ve hoşgörüyü emreden Kuran ahlakıdır. Tarih boyunca Kuran ahlakının güzelliklerini yaşamış olan Türk Milleti, zalimlere engel olmaya kararlıdır.

Unutmayın, zulmün bir gün sizin kapınıza da gelmesinden güvende değilsiniz!


ŞEYTANIN BİR SİLAHI: ROMANTİZM

Bugüne kadar romantizmi insanlara has güzel bir özellik olarak düşünmüş, romantizme özenmiş, hatta insanları duyguları doğrultusunda hareket etmeleri için teşvik etmiş olabilirsiniz. Oysa gerçekte romantizm gerek insanlar, gerekse toplumlar için büyük bir tehdit, büyük bir beladır. Çünkü romantizm, insanın akılcı düşünmesini ve dini yaşamasını engellemek isteyen şeytanın bir silahıdır.

Romantizm belası hayatın her anına yayılmıştır: Kimi zaman bir faşistin öfkeyle sıkılmış yumruğu, kimi zaman bir komünistin şiddet ve kin ile söylediği bir marş, kimi zaman da sevdiği kıza aşkına karşılık vermezse intihar edeceğini söyleyen bir gencin sözleri bu büyük belaya işaret eder. Ancak romantizmin asıl tehlikeli yönü, insanların çok büyük bir bölümünün bunu bir tehlike değil, bir güzellik olarak görmeleridir.
İnsanlığı bu tehlikeden kurtarmanın tek yolu ise, onlara Kuran'daki üstün ahlakı ve Allah'a tevekkülü öğretmektir.

CİHAN HAKİMİYETİ, TÜRK'ÜN FITRATINDA VARDIR

Batılı ülkelerde birer birer gündeme getirilen sözde Ermeni Soykırımı iddiaları, Türkleri dünya üzerinden silmek isteyen Darwinci zihniyetin bir devamıdır ve gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Oysa Batılı devletler de Türklerin adaletli, vicdanlı, yüksek karaktere sahip, merhametli ve hoşgörülü ahlakını çok iyi bilmektedirler.

Necip Türk Milleti 6 asrı aşkın süren şanlı tarihiyle bu üstün ahlakını tüm dünyaya kanıtlamıştır. Soykırım iddialarına verilebilecek en güzel yanıt işte bu tarihtir. Çünkü bu kadar uzun süre her dilden, dinden ve ırktan insanı dostça, kardeşçe, barış ve hoşgörü içinde huzurlu bir şekilde yönetmeyi başarmış yegane millet Türklerdir. Bu gerçeği bizzat yabancıların ağzından dinlemek de mümkündür:

İsveç kralı XII. Charles'ın Türkiye'ye sığınmak zorunda kaldığındaki izlenimleri şöyledir:


"Şefkatin, cömertliğin, asaletin, nezaketin esiriyim. Türkler beni işte bu elmas bağa sardılar. Bu kadar şefkatli, bu kadar nazik bir milletin arasında hür bir esir olarak yaşamak, bilsen ne kadar tatlı!...."

18. yy'da Osmanlı topraklarında yaşayan Comte de Bonneval:

"Çünkü Türkleri seviyorum. Onlar (sanki) cennetten bir köşe olan bu eşsiz memlekete yakışan eşsiz insanlar. Yaratılışlarında gökyüzüne mahsus bir yücelik, gönül alışlarında ise bir tevazu var. Bu büyük ruhlu milletin arasında vatanımı unutmaktan korkuyorum. Vatan aziz ve pek aziz. Lakin Türkler de aziz ve çok aziz."

Fransız şair Lamartin:

"Türkler bir ırk ve bir millet olmak haysiyetiyle yeryüzünün en şerefli insanlarıdır. Karakterleri pek asil ve yücedir... Asaletleri alınlarında ve amellerinde yazılıdır... Bütün hareketleri asilanedir ve vecd ile yaşayan duygulu bir millettir. Onların yurdu efendiler diyarıdır, kahramanlar, şehitler ülkesidir. Bence insaniyete şeref veren böyle bir milletin düşmanı olmak insanlığın düşmanı olmaktan farksızdır. Böyle bir lekeden Allah beni korusun."

Daha bunlar gibi pek çok hükümdar, devlet adamı, tarihçi ve siyasetçi benzer ifadelerle Türkler hakkındaki görüşlerini dile getirmişlerdir. Bu nedenle Türk Milleti'ne yakıştırılan asılsız iddialar sonuçsuz bir çabanın ürünüdür.

Türkler gerek Balkanlar'daki, gerek Orta Asya'daki, gerekse Ortadoğu'daki devletlerle kuvvetli tarihsel bağlarla birbirine bağlıdır. Bölgede modern, akılcı, milliyetçi ve güçlü bir yönetime ihtiyaç olduğu açıktır. Bu görevde ehliyet sahibi olan yegane millet ise Türk Milleti'dir. Bu şekilde kurulacak güçlü bir birlikteliğin NATO'dan da, AB'den de daha güçlü olacağı açıktır. Böyle bir sistemde Ermenilerin de, Yahudilerin de, Filistinlilerin de rahat edeceği tarihle sabit bir gerçektir.

21. YÜZYIL, ALLAH'A YÖNELİŞİN MÜJDESİNİ VERMEKTEDİR

Ve insanların Allah'ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde, hemen Rabbini hamd ile tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir. (Nasr Suresi, 2-3)

19. yüzyılda Charles Darwin'in evrim teorisiyle birlikte materyalist ve dinsiz ideolojiler, 20. yüzyılda insanlar arasında hızla yayıldılar. Bunun sonucunda zayıfı ezen, her türlü manevi değeri reddeden, dinden uzak nesiller ortaya çıktı. İşte bu nedenle de 20. yüzyıl bu nesillerden destek gören faşizm ve komünizm gibi ideolojilerin zulümlerine, toplu katliamlarına ve ırkçı saldırılarına sahne oldu, belaların ve sıkıntıların çağı olarak anıldı.

21. yüzyılda materyalist felsefenin, hangi isimle anılırsa anılsın, insanlığa beladan başka bir şey getirmediği anlaşıldı ve insanlar yaşadıklarından ders alarak, dine sarıldılar. 20. yüzyılın son dönemlerinde başlayan bu dine ve maneviyata geri dönüş, hızlı bir akımla tüm dünyayı sarıyor. Allah'a inanan, dua eden, yaratılış delillerini gören, aile, devlet, millet, ahlak gibi kavramlara hak ettikleri gerçek değeri veren toplumlar oluşmaya başladı.

Televizyonlarda, gazetelerde gördüğünüz politik liderler, bilim adamları, sporcular, yazarlar, sanatçılar Allah'a inançlarını samimi ifadelerle dile getiriyorlar.
21. yüzyıl Allah'ın izniyle inancın, barışın, huzurun hakim olacağı bir dönem olacaktır. Bu Allah'ın tüm insanlara bir vaadi ve müjdesidir.